Aug 06 2015

İz Bırakmadan

Posted by

Cinayet romanlarında katil hep hiç düşünmediği ve bıraktığı bir ipucu sonucunda yakalanır. İpucu bulunamazsa da ya vicdan azabı ya övünme duygusu veya birisiyle paylaşma içgüdüsü sonucunda ortaya çıkabilir.

Geçtiğimiz iki üç ay içindeki gelişmeler bilgisayar ortamında elde edilen sayısal bulgu ve delillerin geçerli olmaması gerektiği konusunda bende yeni düşüncelere yol açtı.

Eskiden derdik ki; eposta ekinde bir dosya virüslü ise antivirüs yazılımınız yakalayabilir, yakalayamasa da eki açmadığınız sürece güvende olursunuz.

Android işletim sisteminde son keşfedilen açık bütün teorileri alt üst etti. Android kullanan mobil telefonunuza gönderilen basit bir metin mesajı, mesajı okumasanız da telefonunuzun ele geçirilmesine yetiyor. Üstelik o mesajı da uzaktan sildikleri için geride bir iz bırakmıyorlar.

Denebilir ki; tamam, artık biliniyorsa android’in yeni sürümünü yükler ve bu tehlikeyi bertaraf ederim. Pek öyle değil maalesef. Çünkü android’in doğası gereği eski sürümler güncellenmiyor ayrıca sürüm güncellemeleri cihaz üreticilerinde olduğu için her cihazda da yayınlanmıyor. Gerçi hemen bir açıklama geldi ve android kullanan cihaz üreticileri artık düzenli olarak güvenlik açıklarının kapatıldığı sürümleri yayınlayacaklarını duyurdular.

Pek benzemese de kişisel bilgisayar bellenimlerinin değiştirilebildiği ve belleğe uzaktan takip özelliklerinin eklenebildiği bulundu.

Özellikle İtalyan hackingteam şirketinin bilgilerinin ele geçirilerek, paylaşılması ile hükümetlerin, emniyet güçlerinin bilgisayarlara uzaktan erişerek izleme yapabildikleri, sistemlerdeki dosyaları değiştirmekten tutun da yeni dosyalar eklemeye kadar pek çok işlemi gerçekleştirebildikleri öğrenildi.

Aslında bunların yapıldığı hep konuşulan ve bilgi teknolojileri güvenliği ile ilgilenenlerce bilinen konular olsa da geniş kitleler tarafından öğrenilmesi yeni bir gelişme.

Sıfırıncı gün açıkları inanılmaz derecede artmış durumda. Sistemlerinizi ne kadar güncel tutmaya çalışırsanız çalışın, şapkasından sürekli sıfırıncı gün açığı çıkarabilen şirketler, kişiler mevcut.

Şifreleme, bulunabilecek en zor karmaşıklıkta şifre kullanma gibi yöntemler uzaktan erişime açılarak izlenen bir sistem olduğunda geçersiz hale geliyorlar. Çünkü yaptıklarınız kaydediliyor ve şifrelerinizi öğreniyorlar.

Bu kadar çok belgenin dolaşımda olarak elektronik ortamda paylaşıldığı bir dünyada eğer sizden bir şey elde edilmesi birilerinin işine yarayacaksa kurtulmanız kolay değil. İlginizi çekebilecek herhangi bir metne gizlenmiş bir açık, kullandığınız tedbir yazılımlarından kaçarak sisteminizin ele geçirilmesini sağlayabilir. Ardından iz bırakmadan kendini imha edebilir.

Hatta bulaştığı bilgisayardaki bilgilere bakıp, bilgisayarın lokasyonuna göre hiç aktive olmayan türde ataklar da mevcut. Böylece yaygın bulaşmadığı için tespit edilmesi de zorlaşıyor. Veya zararlı yazılımları bulaştıracak bir web sitesi ziyaretçinin lokasyonuna, cihazına göre farklı davranıyor ki, sadece zarar vereceği sistemlerde yer alsın, diğerlerine normal gözüksün. Böylece tespit güçleşsin.

Bilgisayar, mobil telefon, tablet, depolama aracı. Bunların içindeki hiçbir şeyin sizin bıraktığınız gibi olduğundan emin olmayın. Tabii değişik yöntemler var bunlardan emin olmak için ancak herkesin kolayca erişerek, uygulamaya alması çok zor. Yardımcı olan değişik kuruluşlar mevcut. Onlardan destek alarak ilerleyebilirsiniz.

Görüş ve düşüncelerinizi bana iletin ki, neyi doğru neyi yanlış yapıyoruz görelim. Tüm güzellikler sizlerle olsun. Bilgi paylaştıkça çoğalır. Kalın sağlıcakla.

İstanbul – 6.Ağustos.2015

Telepati dergisi ‘Saydam’ köşesinde Ağustos 2015 sayısında yayınlanmıştır.

Filed under : Telepati Yazıları | Comments Off on İz Bırakmadan
Jul 12 2015

Eğitim ve DEA

Posted by

Televizyonu açıyorum üniversite, gazeteye bakıyorum üniversite, radyoyu açıyorum üniversite, sokağa çıkıyorum üniversite. Her tarafım üniversite reklamları ile kaplı.

Bu kadar üniversite reklamı görünce sevindim artık yükselişe geçtik, araştırma ve patent pazarında iyi sıralara çıkacağız diye. Sonra merak ettim, niçin ‘bizden mucit çıkmaz’ dediklerini ve araştırmaya karar verdim.

Türkiye’de 109’u devlet, 76’sı vakıf olmak üzere toplam 185 üniversite var. Ayrıca 8 tane vakıf meslek yüksek okulu mevcut. Sadece İstanbul’da faaliyet gösteren 58 üniversite var.

Bilişimle ilgisi olabilecek bölümlerin hepsini bir araya getirdiğimde 2014 – 2015 eğitim yılı için 2.763 yeni öğrenci kaydı ve okuyan 9.491 öğrenci mevcut görünüyor. Önlisans’ta 20.748 yeni öğrenci kaydı, toplam 70.118 okuyan öğrenci mevcut. (Kaynak: YÖK)

Tüm üniversitelerde 57 tane öğrencisi olmayan birim var.

‘Center for World University Rankings’ sıralamasına göre en iyi 1000 üniversite içinde Türkiye’den 10 okul listede görünüyor ancak listeye en yüksek sıradan giren üniversitemizin sıralamadaki yeri 470. Geri kalan 9 üniversite ise ikinci 500’de yer alıyor.

2012 senesinde, 2023’de Türkiye’nin dünya’nın ilk 10 ekonomisi arasında yer alması için her sene %8,5 büyüme oranı yakalaması gerektiği söylenmişti. İki seneyi yedik, bu sene de gitti. Kaldı 7 sene. Bakalım ne olacak?

PISA ‘Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı” – OECD tarafından 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren araştırma projesi – sonuçlarına bakarsak:

  2009 2012 Türkiye 2012 OECD ort. 2012
Matematik 43. sıra 44. sıra 448 puan 494 puan
Fen 42. sıra 43. sıra 463 puan 501 puan
Okuma 41. sıra 42. sıra 475 puan 496 puan

Tübisad’ın 2012 senesinde yayınladığı ‘Atılım İçin Bilişim’ raporunda; ‘Gerçekçi senaryo, olağan senaryo ve atılım senaryosunda istihdam edilecek personel sayısı 2023 yılında, sırasıyla, 343, 193 ve 378 bin kişiye çıkmaktadır. Kurgulanan çerçeveye göre en büyük artış, yazılım ve bilişim hizmetleri sektörlerinde olacaktır. Gerçekçi senaryoya göre yazılım ve bilişim hizmetleri sektörlerinde istihdam düzeyi 2008 yılında 58 binden, 2023 yılında 225 bin kişiye ulaşacaktır. Yani on beş yıl içerisinde 166 bin yeni istihdam yaratılacaktır.’ demektedir. Yukarıdaki veriler ışığında ne olacağını görmek için kâhin olmaya gerek yok.

Lise ve üniversite sınavlarında itiraz itiraz üstüne. Bu arada bir de Anayasa Mahkemesi, dershanelerin kapatılmasını öngören yasayı iptal etti. Gerekçeli kararı görelim, ne yapacağımıza bakarız diyor şimdi yetkililer.

Tübisad’ı takdir etmek gerekiyor bu arada. Sektör için pek çok faydalı faaliyet yapıyor, rapor hazırlıyor. Bu konuyu incelerken Tübisad’ın Şubat 2015’de yayınladığı ‘Elektronik Haberleşme Sektöründe Düzenleyici Etki Analizi’ raporu aklıma geldi.

DEA ‘Düzenleyici Etki Analizi’, devlet kurumlarının önerilen düzenleme değişikliklerinin sonuçlarını dikkatlice ve siste­matik bir şekilde analiz edip karar almadan önce ilgili paydaşlardan görüş almasını gerek­tiren, faydası kanıtlanmış bir ortak akıl me­kanizması ve istişare aracı olan, metodolojik bir düzenleme analiz yöntemidir. DEA’lar alınan kararların istenmeyen sonuçlar doğurması riskini en aza indirir; ayrıca alınan kararların dengeli olmasını sağlar. DEA’nın odağında fayda ve maliyetlerin karşılaştırılması bulunmaktadır.

Türkiye’de de 2009 senesinde DEA konusunda yapılan çalıştayların, seminerlerin haddi hesabı yok. Herkes öğrenmiş görünüşe göre. AB müktesebatına uyum sağlanması için DEA kullanılması karara bağlanmış durumda.

Eğitim ve öğretim sisteminde DEAların ne kadar kullanıldığını çok merak ediyorum. Bir DEA hazırlanması uzun bir süreç. Biz de akşamdan sabaha uygulama değişiyor. Ondan sonra bir şey çıktığında ne yaparız, bakalım diye düşünüyoruz.

Görüş ve düşüncelerinizi bana iletin ki, neyi doğru neyi yanlış yapıyoruz görelim. Tüm güzellikler sizlerle olsun. Bilgi paylaştıkça çoğalır. Kalın sağlıcakla.

İstanbul – 12.Temmuz.2015

Telepati dergisi ‘Saydam’ köşesinde Temmuz 2015 sayısında yayınlanmıştır.

Filed under : Telepati Yazıları | Comments Off on Eğitim ve DEA
Jun 10 2015

Notlar Notlar

Posted by

Geçtiğimiz dönemde katıldığım bazı etkinliklerde aklımda kalanları bulacaksınız. İlginç notlar var.

  • Sistemdeki sorunları, hayatımızı kolaylaştırdığını düşündüğümüz çözümlerle ortadan kaldırdığımızı mı düşünüyoruz?
  • Sorunun kökenine inmedikçe, düzelmek zor!

 

  • Kapıda ödemeli gönderilerde %25 geri dönüş var.
  • İnternet’de kişisel bilgilerini paylaşmayı kabul edenlerin oranı %67
  • Bu bilgiler üçüncü şahıslarla paylaşılabilir dendiğinde bu oran %20’ye düşüyor.
  • Konfor seviyesine göre ücret veya para ödeme sistemleri mevcut. Örneğin İspanya’da gülüş başına para alan komedi tiyatrosu var.

 

  • Bir sivil toplum kuruluşunun açıkladığı raporu dinler ve incelerken aklıma gelen düşünce: ‘Hiçbir yere gitmemiz olası değil. Bir raporu hazırlayacak kaynağımız yok maalesef.’

 

  • Google’ın ‘Anti Aging’ şirketinin duyurduğu yeni araştırma merkezi incelenmesi gerekenler arasında.

 

  • ‘süreci own etme conceptionu yok’ – Bir teknopark koridorunda kulak misafiri olduğum sohbet.

 

  • Türkiye’de 120 Milyon elektronik cihaz var. Bunların %5 ila %6’sı her sene servis gerektiriyor. Bunların da %50 si garanti kapsamında, yaklaşık 3,5 milyon cihaz
  • Ürünü mağazadan aldın, eve geldin, kutudan çıkardın, çalışmadı. Ayıplı mı arızalı mı?
  • Yabancı şirket yurtdışında bir başka yabancı şirketi satın aldı. Satın alan şirket satın aldığı şirketin ürünlerine Türkiye’de hizmet vermek zorunda mıdır?
  • Garanti süresinin kanunda ne kadar yazdığı bu kadar önemli midir? Sattığınız malın arkasında durabiliyorsanız, garanti süresinin, kanunda neler olduğunun ne önemi var. Minicik rakamlara sattıkları ürünün garantisini uzatan şirketler var. O parayı satış fiyatına eklesinler, garanti süresini uzatsınlar.

 

  • Anlamsız çekişmeler ve kişisel ihtiraslar ülkemizin üzerine karabasan gibi çöktü. Çıkarlar ön plana çıktı.

 

  • ‘Fancy slaytlar yok, simple tutmaya çalıştım’ – İzlediğim bir sunumda konuşmacının söylediği.

 

  • ING Bank Genel Müdürü Pınar Abay’ın konuşmasından:

    – Bankacılara değil bankacılığa ihtiyaç var
    – Ödeme sistemleri – bitcoin gibi – bankacılık için tehdit
    – Geleneksel bankacılık yöntemleriyle önümüzdeki beş sene içinde bankacılık yapamayız
    – Bankacılığın mobile adapte olması lazım
    – Araştırmalara göre Türk kullanıcılarının %84’ü en yakın dükkan mobildir diyor
    – ING Bank bankacılık lisansına sahip bir teknoloji şirketi

 

  • Beyaz Saray eski iletişim direktörü Ian Pfeiffer’den:

    – Dijital dünyada risk almamak en büyük risktir

 

  • Wired İngiltere dergisi editörü David Rowan’ın sunumundan on başlık:
  1. Mobil her yerde
  2. Çevrimdışı bitti
  3. Elinizdeki bilgi veya veri haksız bir avantaj sağlıyor
  4. Robotlar geliyor
  5. Teknoloji değil, insanlar önemli
  6. Anlaşmazlıkları çöz, zengin ol
  7. Yeni teknolojilere dikkat edin
  8. Güç tekrar kişilere geçti
  9. Daima bir startup gibi düşünün
  10. Siz karmaşık hale gelmeden başkalarını karmaşık hale getirin

 

Görüş ve düşüncelerinizi bana iletin ki, neyi doğru neyi yanlış yapıyoruz görelim. Tüm güzellikler sizlerle olsun. Bilgi paylaştıkça çoğalır. Kalın sağlıcakla.

İstanbul – 10.Haziran.2015

Telepati dergisi ‘Saydam’ köşesinde Haziran 2015 sayısında yayınlanmıştır.

Filed under : Telepati Yazıları | Comments Off on Notlar Notlar
May 08 2015

Biz Halâ Buradayız!

Posted by

Uzun soluklu bir yayında uzun süredir yazıyor olmanın avantajını kullanıyorum şimdi. Bu sayede tüm özel sayılarda bir şeyler yazarak, kutlamalara katılmanın keyfini çıkarabiliyorum.

Her şeyden önce Merih ve Demet’e gitmeli tebrikler. Yirmi koca yıl ve pes etmeden ayakta kalmak pek kolay bir şey değil, hele yaptığınız iş basılı bir dergi çıkarmaksa.

Bu yirmi senenin dökümünü yapmak bana düşmez. Ancak kimler geldi, ne şirketler kuruldu, kimler geçti, ne şirketler kapandı veya satıldı, hangi teknolojiler üretildi bir düşünün.

Saydam köşesindeki ilk yazımı Haziran 2000’de yazmışım ve başlık olarak ‘WAP, Nereye kadar?’ demişim. Şimdi bu yazıyı okuyanların en az dörtte üçü WAP nedir diye bakmakta, eminim.

Ocak 2001’de yeni BİN yılın ilk yazısını yazarken ‘Telefonunuz Var’ başlığını kullanarak, mobil telefon kullanıcılarını sınıflandırmışım.

Bu arada atlamadan geçmeyeyim, arşivlere bakarken Nisan 2002’de internet sitelerine erişim engellemelerinin başladığını yazmışım. On üç sene sonra yine aynı yerdeyiz.

2003 Kasım sayısında ‘Kırk bir kere’ başlığı ile kırk birinci yazımı kutlamışım.

Ocak 2004’de Telepati’nin 100. sayısı hem serbestleşmeye hem de yeni yıl kutlamalarına denk gelmiş. Merih ve Demet’e teşekkür etmişim doğal olarak.

2007 Haziran sayısında ‘Sahip Olmak mı, Evlenmek mi?’ başlıklı yazımı ‘Bir şirketi satın almak mı başarı sayılmalıdır, bir şirketi satmak mı? Bizde genelde şöyle bir düşünce var; “kısa zamanda, az gayretle köşeyi dönme”. Pazardaki konuşmalara bakarsanız; “Adamlar şirketlerini şu kadar paraya sattılar”. Satın alanlar mı akıllı, satanlar mı?’ diyerek sonlandırmışım.

Ağustos 2007’de Apple iPhone’dan söz etmiş ve demiştim ki:

Apple COO “Chief Operating Officer” su Tim Cook, 28.2.2007’deki konuşmasında neler söylemişti, hatırlayalım:

‘“Bugün mobil telefon endüstrisinde pek çok insan mobil telefon için hiç para ödememektedir. Tahmin edin, niçin. Çünkü değeri onlar için budur. Eğer biz paha biçilemez ve insanların kafalarında soru işareti oluşturmayacak bir ürün ortaya çıkarırsak bir sürü insan 499 USD veya 599 USD ödeyecektir. Hedefimiz 10 Milyon cihaz satmak, tahminen bizi okuyan, dinleyen, izleyen kişilerin büyük bir çoğunluğu mobil telefona hiç para vermeyenler. Iphone ile bu grup bir miktar para vermeyi göze alacaktır çünkü bu cihaz ödedikleri paraya değecektir”. “Ipod pazara çıktığında 399 USD’ye şarkı dinlenecek cihazı kimse almaz deniyordu”.’

Tim Cook, 2011 senesinde Apple CEO’su olarak çalışmaya başladı ve ne tesadüf doğum tarihi benimkiyle aynı.

Eylül 2009’da Telepati on beşinci yıldönümü sayısını ‘Şans Yazısı’ diyerek kutlamışım.

2012 Mayıs sayısı iki yüzüncü sayı ve benim yazımın başlığı ‘İki Yüz Sayı Oldu’. Bu yazıdaki sürprizi buraya yazmayayım da o sayıyı temin edip, görün.

Yirminci yıl kutlamaları devam edecek. Benden şimdilik bu kadar. Yukarıdaki alıntıladığım yazılarımın çok küçük bir kısmından görebileceğiniz gibi SAYDAM köşesini takip ederseniz, pazarın önünden giderek, pek çok konudan erken haber alabilirsiniz.

Tüm okurlara ve sevenlere selam olsun. Nice senelere, nice başarılara.

Görüş ve düşüncelerinizi bana iletin ki, neyi doğru neyi yanlış yapıyoruz görelim. Tüm güzellikler sizlerle olsun. Bilgi paylaştıkça çoğalır. Kalın sağlıcakla.

İstanbul – 8.Mayıs.2015

Telepati dergisi ‘Saydam’ köşesinde Mayıs 2015 sayısında yayınlanmıştır.

Filed under : Telepati Yazıları | Comments Off on Biz Halâ Buradayız!
Apr 08 2015

Bağımlılık Ama Ne İçin?

Posted by

14 senede hiçbir şey değişmemiş. 2000 Kasım ve 2001 Ocak aylarında dergideki köşemde yayınladığım ‘Bağımlılık’ ve ‘Telefonunuz Var!’ başlıklı yazılar güncelliklerini koruyorlar. O tarihteki basılı dergileri okumamış olanlar için aşağıya özetleyerek alıyorum. 14 sene öncesinden bugünleri görebilmem ilginç!

‘Teknoloji bağımlısı olduk, çıktık. Teknolojiyi gerçek anlamda toplumun tüm kesimlerinin kullanmadığını söyleyenler de olsa, bilgi çağına erişmeye çalışan bir ülke olmamıza rağmen bilgiye gereken önemi vermesek de, sadece mobil telefon satışlarına ve kullanımına bakarak “bağımlılık” ‘tan söz edebiliriz.

O kadar çok örnek saymak olası ki, ben bir kaç tanesi ile yetineceğim. Siz örnekleri artırabilirsiniz.

  • Bir restorana rezervasyon için telefon açıyorsunuz. Rezervasyonu yapan kişi cep telefonu numaranızı soruyor.
  • Evde veya işyerinde tamirat için bildiğiniz bir ustanın dükkan telefonunu arıyorsunuz. Telefona çıkan kişi, ustanın dükkan dışında olduğunu, isterseniz cep telefonundan ulaşabileceğinizi söylüyor.
  • Maç sonuçlarını öğrenmek için mobil telefonunuzu kullanabiliyorsunuz.
  • İş için bazı telefon görüşmeleri yapmanız gerekiyor. Yolda arabadayken yapmayı tercih ediyorsunuz. Nasıl olsa araç kiti var ve trafik sıkışık.
  • Bankacılık işlemlerinde de mobil telefonunuzdan yararlanmanız olası.
  • Genel kültür sorularının cevapları mobil telefonlardan bulunabiliyor.
  • Canınız sıkıldığında telefondaki oyunları deneyebilirsiniz.
  • Yurt dışında seyahat etmeyi düşünenlerin büyük bir kısmının aklına “Acaba telefonum gittiğim ülkede çalışır mı?” sorusu takılıyor. Hiç gitmeyeceği ülkelerin standartlarını destekleyecek telefonu satın almaya çalışıyor.
  • Pek çok minibüs ve otobüslerin (özellikle servis) arkasında cep telefonu numarası var.
  • Sinemada filmin arasında insanlar hemen ceplerinden telefonlarını çıkarıp, birileriyle konuşmaya başlıyorlar.
  • En çok kullanılan kısımlardan birisi de kısa mesaj servisleri. Geçenlerde bizim yeğen uğradı. Eli sürekli telefonun üzerinde geziniyor. Neredeyse tek tuşta üç harfi dolaşarak mesaj yazabilme rekortmeni olmuş. Daktiloda en hızlı yazı yazan kişinin bulunması için yarışmalar yapılır. Yakın bir gelecekte en hızlı kısa mesaj yazabilenin bulunması amacıyla yarışma düzenlenebilir. (Ne dersiniz, ilginç olmaz mı?)

Bu örneklere bakarsanız herkes gezici. Yerinde oturan yok. Telekomünikasyonun tarihini düşündüğünüz zaman, teknolojinin gelişimiyle doğru orantılı bir şekilde bağımlılığın arttığını görebilirsiniz. Yeni ürünlerin pazara sunulması, bu ürünlerdeki özelliklere yönelik servislerin devreye alınması, alt yapının güçlendirilmesi sonucunda oluşan veri transferindeki iyileştirme hep daha fazla bağımlılık yaratmaya yönelik faktörler.

Aslında teknolojiyi günlük yaşamımızın bir parçası olarak kullanmaya başladığımız ve bilgiye gerekli değeri verdiğimiz an, gelişmenin önündeki engelleri de aşacağız. O zamana kadar hadi bir kısa mesaj daha yazıp, gönderin!’

demişim.

Bir iki tane de mobil telefon kullanıcısı bilgisi sıralayarak kapatalım.

  • Eskiden bu olmadan ne yapıyorduk?
  • Aşağıdayım. İn. Geldim. Kapıdayım. Kapıyı aç.
  • Çantanın içindeydi, duymadım. Titreşime almıştım, nasıl duymadım hayret!
  • Hayatım, o gittiğimiz yer kaplama alanı dışındaymış. Çıkınca hemen aradım.
  • İş toplantısındaydım. Herkes kapatınca, ben de kapattım.
  • İki gündür bacaklarım, sırtım ağrıyor. Neden olduğunu anlamamıştım. Sonra bir komşu söyledi, arkamızdaki apartmanın tepesine baz istasyonu koymuşlar. Mahvolduk.
  • Çocuk habire dışarılarda geç saate kadar. Aldık bir telefon rahat ettik. Şimdi merak etmiyoruz. Geç kalacağı zaman arıyor.
  • Uçak şimdi indi. İyiyim, merak etme.
  • Adam son model otomobille gidiyormuş. ABS, airbag her şey var. Cep telefonu çalmış, araba zınk diye durmaz mı? Adam sizlere ömür.

Görüş ve düşüncelerinizi bana iletin ki, neyi doğru neyi yanlış yapıyoruz görelim. Tüm güzellikler sizlerle olsun. Bilgi paylaştıkça çoğalır. Kalın sağlıcakla.

İstanbul – 8.Nisan.2015

Telepati dergisi ‘Saydam’ köşesinde Nisan 2015 sayısında yayınlanmıştır.

Filed under : Telepati Yazıları | Comments Off on Bağımlılık Ama Ne İçin?
Mar 06 2015

Güncel Sektör Bilgileri

Posted by

23.Şubat.2015’de İngiltere Başkonsolosluğunda düzenlenen ‘Technology is GREAT’ etkinliğinde konuşan T.C. Başbakanlık Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı, Baş Proje Direktörü Sayın Necmettin Kaymaz sunumunda Türkiye Bilgi ve Haberleşme sektörü ile ilgili güncel rakamları aktardı. Bu bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu rakamları farklı kaynaklarda bulabilirsiniz ancak hepsini bir arada görmek iyi oldu. Kendisine teşekkür ederim.

2013 Pazar büyüklüğü 32 Milyar Amerikan Doları. 2023 hedefi 160 Milyar Amerikan Doları.

Bunun dağılımına bakarsak; Telekom 23 Milyar, Bilişim Teknolojileri 9,4 Milyar Amerikan Doları.

Telekom’da Elektronik haberleşme 16 Milyar, Donanım 6 Milyar Amerikan Doları.

Bilişim Teknolojilerinde Donanım 5,3 Milyar, Yazılım 2,6 Milyar, Servis 1,6 Milyar Amerikan Doları.

EMEA bölgesinde en hızlı büyüyen 500 şirket listesinde Türkiye’den 36 şirket yer alıyor.

Geniş bant internet abone sayısı 40 Milyon.

Mobil telefon abone sayısı 72 Milyon – 57 Milyon 3G, 17 Milyon 2G -.

Karasal hat abone sayısı 13 Milyon.

57 Milyon kredi kartı mevcut. Online 227 Milyon işlemde, 45 Milyar TL harcanmış.

İşletmelerde bilgisayar kullanım oranı %92, internet erişimi olan şirket oranı %91, internette mevcut olan şirket oranı %54.

internet hattı mevcut ev oranı %60. Kişisel bilgisayar kullanımı oranı %54, internet kullanımı oranı %54.

2014 itibarı ile Türkiye’de 1964 yabancı yatırımcı bilgi ve haberleşme teknolojisi şirketi mevcut. Yatırım büyüklüğü 14,5 Milyar Amerikan Doları. Bunun 11,6 Milyarı bilgi ve haberleşmede, 2,9’u üretimde.

Üretilen mal ihracatı 2,391 Milyar, ithalatı 12,305 Milyar Amerikan Doları. Servis ihracatı 364 Milyon, ithalatı 261 Milyon Amerikan Doları.

2012’de Elektrik Elektronik mühendisliğinden 4403, Bilgisayar mühendisliğinden 3187, Matematik bölümünden 5605, Bilgisayar ve programlama bölümünden 15175 mezun verilmiş.

Bilişime yetkinlikler arasında Türkiye 7,1 ile yetkin mühendis kullanım indeksinde ve 7,4 ile bilgi teknolojileri yetkinliği kulanım indeksinde ilk sırada yer alıyor.

Bilgisayar, elektronik ve optik ürünler imalatında saatlik ücret 8,0 Euro. Elektrikli ürünler imalatında saatlik ücret 7,0 Euro.

Programlama ve danışmanlık benzeri işlerde saatlik ücret 13,4 Euro, bilişim hizmetleri alanında saatlik ücret 12,1 Euro ve telekomda saatlik ücret 23,3 Euro.

Bilgi ve haberleşme teknolojilerine devlet 2014’de 3,7 Milyar TL – 1,4 Milyar TL ile Fatih projesi en başta geliyor – harcamış. Buradaki dağılım %43,7 eğitim, %41,7 diğer servisler, %6,7 ulaşım ve haberleşme, %5,5 tarım ve %2,5 sağlık.

2023 hedeflerine bakalım:

  • Sektörün %2,9 olan GSYİH’deki oranının %8’e çıkarılması
  • 120 Milyon mobil abone
  • 30 Milyon geniş bant abonesi
  • 14 Milyon eve 1000 Mbps hızında internet erişimi
  • 160 Milyar Amerikan Doları Pazar büyüklüğü
  • Araştırmacı sayısının mevcut 135binden 300bine çıkarılması
  • Özel sektördeki araştırmacı sayısının 39binden 180bine çıkarılması
  • Ar-Ge harcamalarında GSYİH’deki oranın %0,85’den %3’e artırılması

Görüş ve düşüncelerinizi bana iletin ki, neyi doğru neyi yanlış yapıyoruz görelim. Tüm güzellikler sizlerle olsun. Bilgi paylaştıkça çoğalır. Kalın sağlıcakla.

İstanbul – 6.Mart.2015

Telepati dergisi ‘Saydam’ köşesinde Mart 2015 sayısında yayınlanmıştır.

Filed under : Telepati Yazıları | Comments Off on Güncel Sektör Bilgileri
Feb 07 2015

Puan Kazan Fakat Harcama

Posted by

Etrafımız kampanyadan geçilmiyor. Her şey daha fazla tüketim üzerine kurgulanmış durumda.

Bunun için değişik yöntemler uygulamaya çalışıyor şirketler. Amaç müşterinin cebindeki parayı o harcadığını fark etmeden alabilmek. Örneklerle ilerleyelim.

1,000.- TL alışveriş yap, şuradan 100.- TL puan buradan 100.-TL hediye çeki oradan 150.- TL hediye çeki kazan diye bir kampanya gördünüz. 1,000.- TL’lik alışveriş yaptınız, 350.- TL avantadan kazandınız, size 650.- TL’ye mal oldu. Harika görünüyor değil mi?

Kazın ayağı pek öyle değil. Sonra kampanya altındaki minik yazıları okumaya başlıyorsunuz. Bu arada şuradan, buradan ve oradan kazanacağınız puan ve hediye çekleri üç farklı şirkete ait olduğu için üç farklı minik yazı okumak zorundasınız.

Şuradan şirketi diyor ki; benden kazandığın puanları şu tarihte yüklerim, dört gün içinde harcadın harcadın, harcayamadın yanar. Ayrıca sadece sana gösterdiğim yerlerde harcayabilirsin ve başka kampanyalarla birleştiremezsin.

Buradan şirketi diyor ki; benden kazandığın hediye çekini şu tarihte sana veririm, süresi otuz gündür. Ancak en az 300.- TL’lik alışverişte kullanabilirsin.

Oradan şirketi ise daha fantastik bir yöntem geliştirmiştir. Der ki; benden kazandığın hediye çekini sana 75.- TL 75.- TL iki farklı tarihte veririm. Onları da kullanmak için her çekte en az 250.- TL’lik alışveriş yapman gerekir.

Durumu şimdi toparlayalım. 1,000.- harcadık, hediye çeklerini kullanmak için de 300 + 500 = 800.- TL daha harcadık. Ancak bunların 250.- TL’sini ödemedik. 100.- TL’de puan kullanmak için 100.- TL’lik alışveriş daha yaptık.

Toplam alışveriş tutarımız 1,900.- TL oldu, cebimizden 1,550.- TL çıkmış oldu.

Ne anladım ben bu işten! 1,000.- TL harcayacağız diye yola çıktık, 1,550.- TL harcadık.

Bir diğer örnek:

Bir alana ikincisi bedava. %50 indirim gibi mi görünüyor. Pek öyle değil. Birinci ürün 1,000.- TL ikinci ürün de 1,000.- TL ise, cebinizden 1,000.- TL çıkıp, şirketin kasasına 1,000.- TL giriyor. Şirket eldeki stoku paraya çeviriyor, indirim filan yok ortada. Cebinizden çıkan paraya bakın siz.

Bu işlerin düzenlenmesinde yarar var.

Fıkrayla kapatalım.

Adamın birisinin yolu bir kasabaya düşmüş. Cebinde 500.- TL var. Bir otel aramış, bulmuş. Ancak kalıp kalmayacağını henüz bilmiyor. Otel sahibi demiş ki, hiç yer yok ancak bana bir miktar kaparo bırakırsan sana bir oda ayırırım. Eğer kalacak olursan ödemeden düşeriz, kalmazsan kaparoyu geri öderim. Yabancının aklına yatmış ve parayı otel sahibine vermiş, işlerini halletmek için çıkmış.

Bir süre sonra otele erzak veren adam gelmiş. Otel sahibine bana geçen haftadan olan borcunu ödeyebilir misin demiş. Otel sahibi aldığı 500.- TL’yi erzak veren adama vererek borcunu kapamış. Erzakı veren adam parayı alınca toptancıya gitmiş ve aldığı malzemelerin borcunu kapatmış. Toptancı parayı alınca eve gitmiş, oğluna ‘al şu parayı da geçen hafta okuldan istemişlerdi, gönderememiştik, okula ver’ demiş. Oğlan parayı alıp, okulda öğretmenine vermiş. Öğretmen parayı aldığı gibi henüz ev bulamadığı için kaldığı otele giderek geçen ayın borcunu kapatmış.

Akşamüstü yabancı otele gelerek, işlerini hallettiğini akşam kalması gerekmediğini söyleyerek, kaparosunu geri istemiş. Otel sahibi 500.- TL’yi geri vererek, adama teşekkür etmiş.

Kasabada kimsenin kimseye borcu kalmamış. Herkes huzurlu ve mutlu. İşlem hacmi 2,000.- TL ama ortada para yok.

Görüş ve düşüncelerinizi bana iletin ki, neyi doğru neyi yanlış yapıyoruz görelim. Tüm güzellikler sizlerle olsun. Bilgi paylaştıkça çoğalır. Kalın sağlıcakla.

İstanbul – 7.Şubat.2015

Telepati dergisi ‘Saydam’ köşesinde Şubat 2015 sayısında yayınlanmıştır.

Filed under : Telepati Yazıları | Comments Off on Puan Kazan Fakat Harcama
Jan 07 2015

Kuşku Çağı

Posted by

Kimse kimseye, hiç bir şeye, hiç bir habere güvenmiyor. Sürekli bir kuşku ve şüphe durumu söz konusu. Her şeyin altında bir başka şey aranıyor.

İletişim olanaklarının bu kadar arttığı bir devirde o kadar fazla haber dolaşıyor ki, neye inanacağınızı şaşırıyorsunuz. Dezenformasyon faaliyetlerini de göz ardı etmeyelim.

Bu işleri yapanlar, ortalığa bir sürü farklı bilgiyi saçanlar da nedense hep, dış mihraklar, yabancı kaynaklar, bizi kıskananlar, ekonomiyi baltalamak isteyenler, toplumsal huzuru bozmak isteyenler!

Geçenlerde bilimsel bir araştırma raporu elime ulaştı. Okudum. Ardından aynı raporun iki farklı basılı yayında nasıl aktarıldığını tesadüfen okudum ve nasıl yanlı yorumlanarak, haberleştirildiğini keşfettim.

Ben içinde bulunduğumuz çağı ‘Kuşku Çağı’ , ‘Şüphe Çağı’ diye tanımlamaya karar verdim.

Tüketici güven indeksinin son 5 yılın en düşüğünde olduğu açıklandı.

Herhangi bir kuruma güvenenlerin oranı %50’yi geçmiyor.

Bir diğer araştırma sonucuna göre Türkiye’de insanların birbirine güven oranı %25’in altında. Yerimiz sondan ikinci. En yüksek birbirine güven oranı %88.8 ile Danimarka’da.

Bütün bunların yanında etrafımıza baktığımızda göreceğimiz gibi, kendimize güvenimiz tavan yapmış durumda. Her şeyi bilir, her şeyi yapabilir durumdayız. Küçük dağları biz yarattık, her şey bizim hakkımız. Bir gün köşeyi döneceğimizden eminiz. Ancak döndüğümüz köşenin ardında ne olduğunu bilmiyoruz. Yine de otomobil ile ters yönde giderken, girilmez sokağa girerken, kırmızı ışıkta geçerken karşıdan bir başka otomobil gelmeyeceğinden eminiz. Kendimize o kadar güveniyoruz ki, bir başka otomobil de gelse, bize bir şey olmaz, karşı taraf sorun yaşar.

Üç beş gün önce İstanbul’da bir metro istasyonundayım, dışarıda şiddetli bir yağmur yağıyor ve istasyonun tavanı akıyor. Evin, apartmanın çatısından biliyorum, tavan akmaya başladı mı, işiniz zor, çözümün tam bulunması zaman alır, üzeriniz açıkken çalışmanız daha kolay olmasına rağmen.

Metro istasyonunun tavanı akmaya başladığında nasıl engellenir diye düşünmeden edemedim. Bir tane istasyonda olsa iyi, üç farklı istasyonda daha karşılaştım tavan akmasıyla. Umarım ciddi bir sıkıntı olmadan gereken önlemler alınır. Bazı imkanları kullanıyorum ama içimde hep bir kuşku. Ne yapayım elimde değil.

Kıssadan hisse; işlerimizi doğru yaparsak, üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirirsek, birbirimize güven indeksini yukarılara çıkarmamamız için bir neden yok. Ama doğru ve sorumluluk bizlerle pek örtüşmüyor sanki.

Görüş ve düşüncelerinizi bana iletin ki, neyi doğru neyi yanlış yapıyoruz görelim. Tüm güzellikler sizlerle olsun. Bilgi paylaştıkça çoğalır. Kalın sağlıcakla.

İstanbul – 7.Ocak.2015

Telepati dergisi ‘Saydam’ köşesinde Ocak 2015 sayısında yayınlanmıştır.

 

Filed under : Telepati Yazıları | Comments Off on Kuşku Çağı
Dec 05 2014

Can Sıkıntısına Çare

Posted by

Meksika’daki Sandina gerillalarının lideri ile ilk ve tek görüşmeyi yapan, 1893 doğumlu, Amerikalı yazar Carleton Beals’tan bir anektod aktararak yazıya başlayalım.

Carleton Beals, Meksika’da yaşarken, evinin yakınında portakal satan bir hanımdan her sabah iki tane portakal satın almayı adet haline getiriyor.

Bir gün, evinde bir parti vermeyi planlıyor ve yine sabah vakti portakal satan hanıma giderek, elindeki mevcut dört düzine portakalın hepsini satın almak istediğini söylüyor.

Kadın, bu talebe karşılık, “Buyrun, sürekli aldığınız iki portakal” diyerek, kendisine istediği dört düzine portakalı değil, iki portakalı uzatıyor.

Beals, “Fakat, ben bugün elinizde bulunan diğer portakalları da almak istiyorum” dediğinde,

Kadının cevabı; “Üzgünüm. Bunu yapamazsınız. Size elimdeki tüm portakalları şimdi verirsem, elimde hiç portakal kalmayacak. Akşama kadar ne iş yapacağımı düşünüyorsunuz?”

Bu cevaptan yola çıkarak aklıma neler geldi, neler.

Örneğin yazılımcılar geldi.

Sürekli yeni versiyonlar çıkarmakla, yazılımlara özellikler eklemekle meşguller. Herhalde bir seferde en iyisini çıkartıp, hatasız çalışanı elde ederlerse yapacak iş bulamayarak, canlarının sıkılacağından endişe ediyor olmalılar.

Donanım üreticileri geldi.

Sürekli yeni modeller üretiyorlar. Daha hızlı, daha güçlü, daha esnek, daha fazla kapasitesi olan, daha yetenekli, daha daha daha…

Örnekleri yazılımcılar ve donanım üreticileri ile sınırlandırmaya çalışmayın. Etrafınıza bir bakın.

Sürekli başladığı işi uzatan kişiler, şirketler, kurumlar göreceksiniz. Onlarda da aynı endişeyi görebiliyorum. “Yarın ne yapacağım? Bugün işleri bitirirsem yarın boş oturmak zorunda kalabilirim. O zaman şimdiden boş oturmaya başlayayım. Daha yararlı olmaya çalışmayayım” şeklinde düşünüyorlar.

Zaman ve kaynakların düzgün kullanımı, kalite kontrol ile bütünleşerek devreye alındığında kullanıcıları memnun edecek ürün ve hizmetlerin ortaya çıkmasını sağlıyor. Bunun yanına doğru fiyatlandırma ve marka bilinirliğini eklediğinizde uzun vadeli yatırımınızın karşılığını alacağınızdan emin olabilirsiniz.

Ne demiş danışman balıkçıya; ‘daha fazla balık avlayıp çok zengin olduğunda, emekli olup, deniz kenarında balık avlayarak rahat vakit geçirebilirsin’.

Balıkçının cevabı; ‘Ben şimdi ne yapıyorum?’

Görüş ve düşüncelerinizi bana iletin ki, neyi doğru neyi yanlış yapıyoruz görelim. Tüm güzellikler sizlerle olsun. Bilgi paylaştıkça çoğalır. Sağlıcakla kalın.

İstanbul – 5.Aralık.2014

Telepati dergisi ‘Saydam’ köşesinde Aralık 2014 sayısında yayınlanmıştır.

Filed under : Telepati Yazıları | Comments Off on Can Sıkıntısına Çare
Oct 05 2014

İşletmelerde Yapılabilecek On Hata

Posted by

Ben konuları işlerken on tane madde sıralamanın izlenebilirliği artırdığını düşünüyorum. Onun için bu yazıda da on hata sıralayacağım sizlere işletme yönetenlerin yapabileceği.

  1. Çok çabuk zengin olmayı beklemeyin, hedeflemeyin
    Bir gecede zengin olmak beş on sene önceden çalışmayı gerektirebilir. Eğer kısa sürede zengin olmayı hedeflerseniz, hedefe ulaşamadığınızda çabuk pes etmek zorunda kalabilirsiniz.
  2. Rakipleriniz olmadığını sanmayın
    Hiçbir zaman rakipsiz olmadığınızı, alternatifinizin olmadığını düşünmeyin. Siz olmasaydınız müşteriler, kullanıcılar o işi yaptıramayacak mıydı, ürün bulamayacak mıydı? Eğer cevabınız yaptırabilir, bulabilir ise rakibiniz var demektir.
  3. Zayıf bir liderlik göstermeyin
    Şirketin başarısı yöneticinin tutarlı ve kararlı olmasına bağlı. Herkesin arkadaşı olmaya çalışmayın. Bu ‘dediğim dedik’ demek değil. Çerçevesi belli ilişkiler kurarak, ekibi bir sonraki hedefe yöneltin.
  4. İş ve kişisel yaşamınızı dengeleyin
    Tabii ki işin başarıya ulaşması için pek çok çaba ve zaman harcayacaksınız. Ancak bunu yaparken kendinize zaman ayırmayı ihmal etmeyin.
  5. Gerçekçi olmayan planlar hazırlamayın
    Gerçekçi olmayan planlarla gideceğiniz yatırım isteyeceğiniz kuruluşlar karşısında yetkinlikleriniz sorgulanacaktır. Bu güvenilirliğinizi sorgulatabileceği için hayalleri bir kenara bırakın ve yere ayak basın. Ölçümlenebilir hedefler belirleyin.
  6. Bir ortak başarı noktanızın olmaması
    Şirket çalışanları ile ortak başarı noktalarınız bulunsun. Pek çok iyi kazancı olan profesyonel çalışan, yeni kurulan şirketlere daha az olanaklarla ilerideki başarıda söz sahibi olmak için geçmekte.
  7. Fiyatları düşürmek
    Pazarda çabuk yer edinmek için fiyatları düşürme yolunu seçmeyin. Müşteriler, kullanıcılar daha kaliteli ürün veya hizmet aldıklarını zannetmek için pahalı ürün veya hizmetlere yönelirler. Fiyat düşürme şirket gelirlerinin azalmasına yol açabilir.
  8. Net, anlaşılabilir bir pazarlama stratejinizin olmaması
    Potansiyel bir müşterinin şirketiniz hakkında bilgiyi ne zaman, nerede, nasıl öğrenebileceğini önceden bilemezsiniz. İlk izlenim dışında bir şansınız olmayabilir. Bu şansı iyi değerlendirebileceğiniz net ve anlaşılabilir mesajları tanımlayın.
  9. Açıksözlü olmamak
    Her zaman açıksözlü ve güvenilir olun. İnternet çağında her şeyin duyulabileceğini, görülebileceğini unutmayın. Ağızdan ağıza, kulaktan kulağa, mesajdan mesaja, elden ele dolaşabilir yaptığınız hatalar.
  10. Her şeyi kendiniz yapmaya çalışmayın
    Girişimcilerin en çok yaptığı hatalardandır her şeyi kendilerinin yapmaya çalışması. Etrafınızda kendinizde eksik gördüğünüz tarafları tamamlayacak farklı yeteneklerde kişileri toplayarak, bir ekip oluşturun.

Görüş ve düşüncelerinizi bana iletin ki, neyi doğru neyi yanlış yapıyoruz görelim. Tüm güzellikler sizlerle olsun. Bilgi paylaştıkça çoğalır. Sağlıcakla kalın.

İstanbul – 5.Ekim.2014

Telepati dergisi ‘Saydam’ köşesinde Ekim 2014 sayısında yayınlanmıştır.

Filed under : Telepati Yazıları | Comments Off on İşletmelerde Yapılabilecek On Hata