Sep 26 1995

O.E.M.

Posted by

Türkiye’de pazara sunulan CD’lere biraz değinelim. Esasında, sadece CD’ler değil, başka ürünlerde de bunu görmeye başladım.

Bazı ürünlerin üzerinde, “Not for Resale. For O.E.M. Bundle Deal Only”,  “Special Bundle Version, Not for Resale” veya “This software/harware is supplied as part of a hardware/software bundle and may not be distributed separately from approved hardware.” gibi ibareler mevcut.

Ne kadar ilginç değil mi? Pek çoğunuzun elinde buna benzer ibareler taşıyan ürünler olduğunu tahmin ediyorum. Benim elimde de mevcut.

Bunları piyasada O.E.M. adıyla satılan ürünlerde görmeniz olası. Ancak, bunların bir donanım ile birlikte hediye olarak verilmesi gerekiyor. Peki, nasıl satılıyorlar. Buna, yurt dışında da cevap aranmakta.

Belki bu konuya niye bu kadar önem verdiğimi düşünüyor olabilirsiniz. Ancak, yurt dışında da şu sıralarda bu konuya önem veriliyor. Bu tür ürünleri satmanın, ürünün üreticisine zarar verdiği, ayrıca ürünü gerçek bedeli üzerinden alan kişilere haksızlık edildiği tartışılıyor.

Almış olduğunuz yazılım yine orjinal, sadece kutu içinde gelmiyor ve ucuz. Çünkü, büyük olasılıkla, pazarda daha fazla tek başına satılamayacağı düşünülen bir ürün ve büyük miktarlarda satılan bazı donanımlarla paketlenerek, hem reklam yapılıyor, hem de paketi yapan firmadan bir miktar daha gelir elde ediliyor. Ancak, esas dikkat edilmesi gereken konu, bir ürünün yanında ücretsiz veriliyor olması.

Yazılımın, kopyalanması kadar, üzerinde dikkat edilmesi gereken bir konu olduğu belirtiliyor. Çünkü, haksız bir kazanç söz konusu. Aynı ürünün O.E.M. olmayan versiyonunu da bulup alabilirsiniz. Bu durumda daha fazla bedel ödemeniz kaçınılmaz. Kime haksızlık yapılıyor bulalım. Yazılımı üreten firmaya mı, pazarlayan firmaya mı, O.E.M. olmayan versiyonu alan kullanıcıya mı?

Genel kabul görmüş bir sonuç var. Eğer, kopya yazılım kullanma oranı azalır, bu tür satışlar en aza indirilebilirse, son kullanıcılar, yazılımı daha ucuza temin edebilirler. Doğal olarak, bunun garantisi kimse veremez ama denersek ne kaybederiz.

* * * * *

“Outsourcing” – “Dış Kaynak Kullanımı” konusunda, bazı bilgileri size aktarmak istiyorum. Biliyorsunuz, kurultayda bu konuda bir çalışma grubu düzenlendi. Çalışma grubundan ilginç noktaları size önümüzdeki haftalarda aktaracağım.

Şirketlerin, kendi bünyelerinde gerçekleştirdikleri operasyonları, uzman bilgi ve iş gücünü, firma dışından kaynak kullanarak temin etmelerine “Outsourcing” veya “Dış Kaynak Kullanımı” demekteyiz.

Bu hizmeti temin edip, maliyetleri aşağıya çekmeye uğraşırken ve daha profesyonel hizmet almayı hedeflemişken, dış kaynak temin edilen şirketin, tanımlanan işi yeterince yapamayacağının ortaya çıkmaması için, dikkat etmemiz gereken nokta, şirket seçimine verilmesi gereken önemden geçmektedir.

* * * * *

Galiba, O.E.M. satışları ile ilgili Henry Ford’un aktardığı olayı düşünmemiz gerekecek.

Olay, İkinci Dünya Savaşında, İngiliz Avam Kamarası’nda geçmekte. Bir milletvekili, elindeki portakalı, Başbakan yardımcısı Atlee’ye gösterek; “Bunu karaborsadan aldım.” der.

Atlee’nin cevabı; “Bir memlekette karaborsadan mal alan insanlar bulundukça, karaborsa vardır.”

Bu cümleyi, çevremizdeki ne kadar çok konuya uyarlayabileceğimizi düşünün. Çok şaşıracağınıza eminim.

BT/Haber ‘Harman’ köşesinde 26.9.1995 ‘de yayınlanmıştır.

Filed under : BT/Haber Yazıları | Comments Off on O.E.M.
Sep 19 1995

Roller Değişiyor

Posted by

Belki farkındasınız, yine de ben bir kez daha hatırlatayım dedim. Geçtiğimiz günlerde, yani 8 Eylül 1995’te “Tüketiciyi Koruma Kanunu” yürürlüğe girdi.

Bu hafta, elimizdeki bazı bilgilerden, bilgi teknolojisi sektörünü nasıl etkileri irdelemeye çalışalım. Şunu da, biliyorum ki, önümüzdeki günlerde, bu konuda sektördeki yayın organlarının da çalışacağı kaçınılmaz.

Tüketicinin satın aldığı maldan memnuniyetsizliğini bildirmesi durumunda, satılan malın geri alınacağı belirtiliyor.

Ancak, bilgi teknolojisi sektörüne bir göz attığımızda, özellikle yazılım satışlarında, pazarda gördüğümüz ücretsiz eğitim hizmetlerinin verilmesi durumunda, harcanan zamanın nasıl telafi edileceğini düşünmekten kendimi alamıyorum.

Garanti süresinin çalışması da bir diğer konu. Donanım kısmında, pek çok firmanın uyguladığını biliyoruz. Ancak, yazılımda neyin ücretli, neyin ücretsiz olduğu, garantinin ne zaman başlayıp, ne zaman bittiği çok zor tespit edilecek bir konu.

Tüketim malzemelerinde uygulandığını tahmin ediyorum. Geçenlerde, şirkete satın aldığımız yazıcı toner’i biraz kullanımdan sonra akıtmaya başladığında, satıcı firmanın hiç güçlük çıkarmadan, hemen yenisi ile değiştirmesi, bende bu kanıyı uyandırdı.

Görünen o ki, çok yakında, bilgi teknolojisi sektöründe yer alan şirketlerin, garanti belgelerinde, lisans anlaşmalarında değişiklikler olacak. Yabancı yazılımları nasıl etkileyeceğini, zaman gösterecek.

Bir mağazada duvarda gördüğüm yazıyı da size aktarayım. Yazıya göre “Satılan, kitap ve yazılımlar geri alınmaz.” Sanki, müşterilerin tümü potansiyel kopya program kullanıcıları veya fotokopi kitap okuyanlar. Yurt dışında, pek çok firma, bu konuda, belli bir süre içerisinde ödenen bedelin tamamını geri vererek ürünü geri almayı kabul ediyor. Bizim kullanıcılarımızın henüz bu seviyede olmadığını söylemeyin. Kullanıcıların büyük bir kısmı, sektördeki bazı kişilerden daha bilinçli.

Tüketiciyi koruma yasası ile ilgili, hangi şirketin ne tür bir çalışma içinde olduğunu çok merak ediyorum.

* * * * *

Bu yazıyı büyük ihtimalle, kurultayın ilk günü okumaktasınız.

Kurultay’da izleyeceğim bir çalışma grubundan bahsederek, sizleri de davet etmek istiyorum. 29 Eylül günü, 10:00-12:45 arasında Sinan Oymacı’nın “Outsourcing – Dış Kaynak Kullanımı” konulu oturumunda, konu enine boyuna, sektörden kişiler tarafından değerlendirilecek. Hepinizi bekliyorum.

* * * * *

Bağımsız bilgi teknolojisi danışmanlığı yapan bir şirket olduğumuz için, danışmanlık ücretleri konusunda bazı konuşmalar geçtiğinde aklıma gelen bir anektodu aktarmak istiyorum.

Bir kişi, lokantada otururken, Picasso’yu görür ve yanına giderek; “Peçetenin üzerine birşeyler çizebilirmisiniz, bedeli ne ise ödemeye hazırım” der.

Picasso, resmi çizer ve kişiye, “Bedelinin on bin Amerikan Doları” olduğunu belirtir.

Kişinin reaksiyonu; “Ama siz bu resmi otuz saniyede yaptınız.” olur.

Picasso’nun yanıtı; “Hayır, bunu otuz saniyede yapabilmek, benim kırk yılımı aldı.”

Bu söz çok hoşuma gidiyor. Verdiğimiz hizmet ve/veya bilgi karşılığında ücret almıyor dahi olsak, bunun şirketinize maliyetinin hem müşteri, hem de çalışanlar tarafından bilinmesinde yarar var.

Ancak, bu, otobüsün peşinden giderek 10 lira kazandığını söyleyen çocuğa, babasının söylediği, o zaman taksinin peşinden gitseydin 50 lira kazanırdın diyen adamın öyküsüne benzemesin. Sonuçta kendinizi, ücret alsaydınız, ne kadar zengin olabileceğinizi, herkese anlatırken bulabilirsiniz.

BT/Haber ‘Harman’ köşesinde 19.9.1995 ‘de yayınlanmıştır.

Filed under : BT/Haber Yazıları | Comments Off on Roller Değişiyor
Sep 12 1995

Sabır, İnat, Umut

Posted by

Bu üç kelime, Türkiye’den on-line olarak internet kullanmaya çalışan kişilerin, sahip olmaları gereken nitelikleri belirtiyor. Sabırlı olmalılar, inatçı olmalılar ve hiç bir zaman umutlarını yitirmemeliler.

Niçin bunu yazmak zorunda kaldığımı biraz açıklayayım. Yaklaşık on gündür, siz bu yazıyı okuduğunuzda onbeş gün olacak, ikiyüzelli kilobyte civarında bir dosyayı, yurt dışından “ftp” aracılığı ile getirmeye uğraşıyorum. Henüz başarılı olamadım.

Ancak, sabırlı olduğum, inatçı olduğum söylenir. Ümidimi de yitirmiş değilim demeyi çok isterdim.

Aklıma gelebilecek her metodu deniyorum. Son günlerde denediğim metod,  günün çeşitli saatlerinde çalışmak. Belki boş bir anını yakalarım diye ümit ediyorum. Ancak, son ümidim olan, gece yarısından sonra rahatlar, işimi halledebilirim de, dün akşam suya düştü. Gece yarısından sonra dahi, dosyayı yurt dışından almakta, başarılı olamadım.

Sistemin yavaşlığını sadece Türkiye tarafında aramak çok doğru değil. Yurt dışında da benzer şikayetler var. Dört milyon’un üzerinde hizmet verici bilgisayar sisteminin olduğu bir ağın içerisinde, gerekli sürati sağlayamayan sistemlerle karşılaşmanız olası. Zaman içerisinde nasıl düzeltileceğini merak ediyorum.

Özellikle, grafik ortamlarla çalışıyorsanız, bir ahbabımın dediği gibi, “Ekranlar arasında geçiş bu kadar yavaş olduktan sonra, hiç kullanmam diyebilirsiniz.”

Yine de, başlıkta yazdığım gibi, sabır ve inat sizde mevcutsa, her zaman kullanırsınız. Kızdığınız anlar da olabilir ancak bir gün düzeleceği ümidi içinizde yaşadıkça, kullanmaya devam edersiniz.

* * * * *

Oracle’ın geçtiğimiz hafta, “Workgroups 2000” dağıtıcıları Link ve Logo’nun yeni kuracakları şirketleri ile birlikte, uygulanacak satış politikalarını ve ürünlerin niteliklerini aktardığı toplantı, başarılı idi. Bu toplantının, biraz daha genişletilerek, kullanıcılara da yapılmasında yarar var. Özet bilginin verilmesi ile kullanıcılar, bu ürünleri niçin kullanacaklarını, hangi ürünü ne zaman alacaklarını anlayabilirler. Oracle’ın öncülüğünde, Link’te Logo’da ayrı ayrı düzenleyebilecekleri gibi, bir arada da organize edebilirler.

* * * * *

Önümüzdeki hafta, Bilişim Kurultay’ı başlayacak. Herhalde gelmemeyi düşünmüyorsunuz. Çok güzel bir program hazırlanmış durumda. Özellikle, açılış konuşmacıları, özenle belirlenmiş ve kesinlikle kaçırılmaması gereken kişiler.

Diğer günlerde de, çok değerli kişilerin sunuları var. Şimdiden hangilerini izleyeceğinizi belirleyip, programınızı yapın. Kesinlikle izlemeliyim diyeceğiniz sunuları bulacağınızdan hiç kuşkum yok.

Ayrıca, 29 Eylül günü, 10:00-12:45 arasında “Outsourcing – Dış Kaynak Kullanımı” konulu çalışma grubu gerçekleşecek. Bu konu enine boyuna, sektörden kişiler tarafından değerlendirilecek ve görüşler bildirilecek. Hepinizi bekliyorum.

* * * * *

Geçtiğimiz senelerde okuduğum bir kitap elime tekrar geçti. Şöyle bir göz atınca, çok keyiflendim ve sizlere de önermeliyim dedim. Kitabın adı; “Harvard İşletme Okulu’nda Öğretilmeyenler”, yazarı, Mark H. McCormack, Bu kitabı ilk olarak duyduğumda elde etmek için ne kadar uğraştığımı hatırladım. Kitap Cenajans tarafından, Türkçeleştirilip, dağıtılıyordu. Şimdi, hafızam beni yanıltmıyorsa, kitapçılarda da satılıyor. Bu kitaptan aldığım, yazarın başından geçen bir olayı, özetleyerek, aktarmak istiyorum.

Bir kaç yıl önce, Rolex saatlerinin yönetim kurulu başkanı, Andre Heineger ile yemek yiyorduk. Bir dostu masamıza gelerek “Saat işi nasıl gidiyor” diye sordu.

Heineger, “Hiç fikrim yok” diyerek yanıt verdi.

Dostu buna güldü. Dünyanın en saygın saat üreticisi olan bir kuruluşun başkanı, kendi endüstri dalında ne olup bittiğini bilmediğini söylüyordu.

Ancak, Heineger bu sözleri çok ciddi olarak söylemişti. “Rolex, bir saat işi değildir” diye ekledi, “Biz lüks endüstrisindeyiz.”

Bilgisayar, lüks endüstrisi olmadığına göre, bilgi teknolojisi sektöründe neler olup bittiğini bilmek zorundayız. Kendimizi, çevremizden soyutlayamayız. Hele, bilgi teknolojisi sektöründe, asla.

BT/Haber ‘Harman’ köşesinde 12.9.1995 ‘de yayınlanmıştır.

Filed under : BT/Haber Yazıları | Comments Off on Sabır, İnat, Umut
Sep 05 1995

Yedi

Posted by

Geçtiğimiz hafta “Yedi” ‘den bahsedeceğimden söz etmiştim. Öncelikle, dilerseniz “Yedi” ‘nin sözlük anlamlarını şöyle bir inceleyelim. Endişe etmeyin, tabii ki, böyle bir şey yapmayacağım. “Yedi” ‘nin sözlük anlamının ne olduğunu hepimiz biliyoruz.

Bahsedeceğim “Yedi”, geçtiğimiz günlerde Amerika’da pazara sunulan bir bilgisayar oyununun CD adedi. Evet, yanlış okumadınız, Sierra şirketinin pazara sunduğu “Phantasmagoria” isimli oyun tam 7 CD’de geliyor. Program, Roberta Williams’ın idaresinde ortaya çıkarılmış.

Tesadüf bu ya, oyun Microsoft Windows ‘95 ile aynı tarihte piyasaya sürüldü. Bir başka ilginç tesadüfte, o gün Amerika’dan yola çıkan bir arkadaşın, kendisine ilettiğimiz siparişi alarak, ertesi gün bize getirmesi oldu.

Oyun’dan uzun uzun bahsederek, zamanınızı almak istemiyorum, ancak, internet ve Compuserve’de yaptığım mesaj taraması, programın, çok kolay olduğu ve kısa sürede bittiğini ifade eden mesajların çokluğunu gözler önüne serdi. Hemen hemen iki farklı grup oluşmuş durumda. Bir grup, çok iyi derken, diğer grup, korku filmi seyretmek için video kaset almayı tercih ederim diyor.

Yine de, müzikler ve görüntüler tek kelime ile, muhteşem. Korku temasının hakim olduğu bir “Interactive Movie”. Bu kelimeleri daha önce de duymuştunuz. Son zamanların popüler terimi “Etkileşimli Sinema” diyorum ben buna. Karakteri siz yönlendiriyorsunuz. İlerledikçe, müzik gerçekten büyülü bir atmosferle sizi sarıyor. “Enigma” grubunu dinlediyseniz, hemen hemen aynı tür müzikler yer alıyor. Eklenecek bir başka bilgi de, onyedi yaş ve üstüne satış yapılması.

Önümüzdeki dönemin programlarının daha da büyük içeriklerde olacağı kaçınılmaz. Bir noktayı daha belirtmekte fayda var. Niçin yedi CD olduğuna verilen cevap ilginç; “Belki de, program dört CD olarak ta, piyasaya sunulabilirdi. Ancak, kullanıcılar artık, programları sabit disklerine kurarak, yer kaybetmek istemiyorlar. Dolayısı ile, sabit olarak diskte saklanabilecek grafik ve müzikleri dahi, her CD’ye tekrar kaydetmek zorundaydık.” Bu sözleri dikkate almanızda fayda var.

* * * * *

Geçtiğimiz günlerin aktivitelerinden birisi Technology Group’un, Full Time Toptan Satış Mağazası’nın açılış toplantısı idi. Escort Bilgisayar ve Microsoft’un, mağazanın açılışına verdikleri destek, üst düzey kişilerin orada bulunması ile belli oluyordu. Değişik bir konsepti denemeye çalışan bu mağazanın elde edeceği ilerlemeyi, yakından gözlemek gerekiyor.

* * * * *

Geçtiğimiz hafta, Microsoft Network’un Amerika’daki fiyatlarından bahsetmiştim. Şimdide, Avrupa’daki bazı ülkelerde uygulanacak fiyatlarını size aktarayım. Almanya için, üyelik ücreti 14 Alman Markı, aylık iki saat 7.5 Alman Markı, Fransa için, üyelik ücreti 45 Frank, aylık iki saat 25 Frank, ıngiltere için, üyelik ücreti 5.99 Sterlin, aylık iki saat 3.25 Sterlin. Bu liste böyle uzayıp gidiyor. Bizi ilgilendirebileceğini düşündüğüm ücret ise, Türkiye’de uygulanabileceğini sandığım, “Diğer Avrupa Ülkeleri” kategorisi. Buna göre, üyelik ücreti 15 Amerikan Doları, aylık iki saat 10 Amerikan Doları.

Kanımca, Türkiye’de eğer Amerikan Doları olarak ücretlendirme uygulanırsa, bu kullanılır. Türk Lirası uygulanırsa ne olur, tahminlerinizi bekliyorum. Benim tahminim; Beşyüzbin Lira katılım ücreti, aylık iki saat için üçyüzbin Türk Lirası.

* * * * *

Söylemek istediğim bir başka şey de; henüz yıl sonuna çok olmasına rağmen, “Yılın Esprisi” için bir liste düzenliyorum. Bilgi Teknolojisi sektörü ile ilgili, “Yılın Esprisi” konusundaki fikirlerinizi lütfen bana iletin. Bunun sonucunda neler olacağı hiç belli olmaz, hatta “Yılın Esprisi” yapıldığında, sürpriz birşeyler olacağını belirten kişilere de, söylediklerini yerine getirme fırsatı verir.

* * * * *

Haftayı, Bernard Shaw’un bir sözü ile kapatalım. “Bu dünyada başarıya ulaşan insanlar, istedikleri şartları yakalayan insanlardır. Eğer onları bulamazlarsa, kendileri yaparlar.”

BT/Haber ‘Harman’ köşesinde 5.9.1995 ‘de yayınlanmıştır.

Filed under : BT/Haber Yazıları | Comments Off on Yedi