Oct 31 1995

Teknoloji Bir Harika

Posted by

Bu yazıyı kelime işlem programı kullanarak hazırlarken, arka planda bilgisayarıma takılı sürücüde kendi haline bıraktığım CD’de, Vivaldi’nin “Autunno” eserinin, Rondo’ Veneziano tarafından yorumlanışını dinliyorum.

Biraz daha uç noktalara yaklaşarak, CD’den gelen müziği, sabit disk’e kaydetmeye de başladım. Elde ettiğim sonuç bir mükemmel. Gerçi sabit disk bir anda dolmaya başladı, ancak deneme de olumlu sonuçlandı. Demek ki, bir süre sonra CD’leri dinlemek yerine, sabit disk’te yerleşik müzik dinlemek için, birbirimizle sabit disk değişimine gidebileceğiz.

Teknolojinin bir harika olduğuna bakmayın. Elinden gelen güçlüğü çıkartıyor. Geçtiğimiz günlerde, kullandığım bilgisayarı, bir üst sınıfa yükseltmeye karar verdim.

MPC Level 2’den sonra MPC Level 3 ortaya çıkarıldığı için, piyasaya yeni sürülen pek çok yazılım, düşük konfigürasyonlu sistemlerde çalışmıyor. Bu durumda benden beklenen, elimdeki sistemi büyütmek.

Başlangıçta, çok kolay bir karar gibi gelmesine rağmen, yaklaşık on günlük bir mücadeleden sonra, yeni sistem çalışmaya başlayabildi. Herşey çok iyi gidiyordu da, eski sistemdeki “Memory” ‘nin yeni sisteme olmayacağını öğrendiğimde, işler sarpa sarmaya başlamıştı.

Yeni sistemin tüm parçalarını, Internet, Compuserve gibi yerlerden topladığım bilgiler ışığında seçtiğim halde, bir ana kart’ın muhakkak çift sayıda “Memory” isteyebileceğini aklıma getirmemiştim.

O andan itibaren müthiş bir macera başladı. Elimdeki, tek 16 MB hafıza’yı, iki adet 8 MB’a çevirmem gerekiyordu. Arkadaşlarımız sayesinde, kolay bir operasyon oldu. ıki adet 8 MB hafıza ile çalıştığını zannediyorsanız, yanılıyorsunuz. Sistem kendiliğinden kilitlenmeye devam ediyordu.

Bir arkadaştan ilginç bir yorum geldi. Arkadaşım; “Bu ana kartların, iki tane 8 MB hafıza ile çalışmadığından zaten şüphe ediyordum. Sen, en iyisi, en ucuzlarından dört tane 4 MB hafıza al ve kullan” dedi. İnanabiliyor musunuz, hızlı hafızaları geri verip daha yavaş hafızaları alarak, kullanmaya başladım.

Şimdi, hiçbir sorun yok. Ancak, bundan önce yaşadığım diğer örneklerde de izlemiştim, bazı ana kartlar hafızaya karşı çok duyarlı. Uygununu bulmak için epeyce uğraşmanız gerekiyor.

Bazen, bir an önce olsun ve kullanmaya başlayayım dediğiniz sistemin, hiçbir neden olmadan, kullanımının ertelendiğini yaşadınız mı? Yukarıda verdiğim örnek, çok basit olmasına karşın, nelerle karşılaşabileceğinizi, kanımca gözler önüne seriyor.

Önümüzdeki yazılardan birisinde, bu sistem büyütme operasyonunun başka yönlerini de aktaracağım. Gözünüzü korkutmak için değil, nelere dikkat etmeniz gerektiğini belirtmek için.

Bu hafta bilgi teknolojisi sektöründen fazla haber ulaştıramadım, ancak haftaya yazılacak çok haber var. Tanıtım toplantıları, seminerler birbiri ardısıra geliyor.

* * * * *

Clint Eastwood’un Meryl Streep ile başrolü paylaştığı ve aynı zamanda yönettiği bir film olan “Yasak İlişkiler – The Bridges of Madison County”, sinemalarda gösterime girdi. ıki başrol oyuncusunun da, harika bir performans gösterdiği film, konusu ve oyuncularının yorumuyla, çok iyi eleştiriler alıyor.

Benim önerime gelirsek, izlenmesi gerekli filmlerden. Eğlenebileceğiniz, duygulanabileceğiniz, aile yaşamını ve sorumluluklarını sorgulayan bir film.

Filmlerin orjinal isimlerinin Türkçe’ye çevrilirken niçin yorumlanarak oluşturulduğunu kendime sordum ve cevabını bulamadım. Belki siz bulursunuz?

* * * * *

Mustafa Kemal Atatürk’ün bir deyişiyle, bu haftaki yazımı tamamlamak istiyorum;

“Büyük olmak için hiç kimseye iltifat etmeyeceksin; hiç kimseyi aldatmayacaksın. Ülke için gerçek amaç ne ise onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır; herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır, fakat sen buna karşı direneceksin. Önüne sonsuz engeller de yığacaklardır. Kendini büyük değil; küçük, zayıf, araçsız, hiç sayarak, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacaksın. Bundan sonra  da sana büyüksün derlerse, bunu söyleyenlere güleceksin.”

BT/Haber ‘Harman’ köşesinde 31.10.1995 ‘de yayınlanmıştır.

Filed under : BT/Haber Yazıları | Comments Off on Teknoloji Bir Harika
Oct 24 1995

Zamana Karşı Yarış

Posted by

Bilgi Teknolojisi sektöründe yer alan kişilerin, gereğinden fazla çalıştıklarını siz de düşünüyor musunuz, acaba?

Burada, tüm kadrolardan söz ediyorum. Pazarlama kadrolarından, eğitim elemanlarına, destek servislerinde çalışan kişilerden, yazılımı kodlama aşamasındaki programcılara, sistem analistlere ve diğerlerine kadar, geniş bir yelpazedeki kadroların çalışma saatlerinde bir düzen görebiliyor musunuz?

Bilgi işlem departmanlarında çalışan kişiler ile, sektör basınında görev yapanlarda buna dahil.

Ne kadar çok çalıştığımızın farkında mısınız? Bu kadar özveri ile çalışılan bir sektörün mensubu olmaktan büyük haz duyuyorum da, bu kadar çalışmayı, kullanıcıların ne kadarı takdir ediyor, merak etmekten de geri duramıyorum.

Düzenli çalıştığını söyleyeceklerin de, arasıra kaçamak yaptıklarını dikkate alırsak, çok çalışıyoruz. Karşılığını alıyor muyuz, bir düşünün.

* * * * *

Moonstar şirketini duydunuz mu? Duymadıysanız, çok yazık. Son derece kaliteli bir masa üstü yayıncılık programına sahipler. Geçenlerde, bir reklam filmi vermemiz gerekti. Şirkette, genelde, eğer reklam filmine, fotoğraf veya bir başka resim konmayacaksa, dizaynı kendimiz yapıyoruz.

Yine aynı şekilde çalıştık, renkli olarak. Ancak, bir sorun vardı. Yayınlanması için renk ayrımı yapılması ve film çıktısı olarak teslim edilmesi gerekiyordu. Pek çok kişi bu durumda yapılan çalışmanın, PC ortamı dışına taşınması gerektiğini düşünebilir. Halbuki öyle olmadı.

Moonstar’da hazırladığımız sayfayı, Postscript’e çevirerek, laser yazıcıdan film çıktısı hazırlayan bir şirkete ulaştırdık. Ertesi gün, film renk ayrımı ile birlikte elimizdeydi.

Hem ekonomik, hem de süratli bir şekilde yayına yetiştirebildik. Masa üstü yayıncılığa ilgi duyanların, inceleyebileceği, rahat kullanımlı, becerileri güzel bir ürün.

* * * * *

Geçtiğimiz haftanın etkinliklerinden birisi, IBM’in “AIX” işletim sistemi üzerine düzenlediği organizasyondu. Pazarda yer alan pek çok firmanın, AIX üzerinde çalışmakta olan uygulamalarının sergilendiği bir bölümü de içeriyordu.

IBM’in, UNIX pazarına bakış açısının, değişik kişilerden aktarıldığı toplantı, kalabalık bir davetli grubuna hitap etti. RISC6000 serisi için IBM çok iddialı. Bakalım, önümüzdeki günler ne getirecek? En azından, ne kadar açık bir mimariye sahip olduklarını dikkatle izlemek gerekiyor.

* * * * *

Amerikan, “Packard Bell” bilgisayarlarını Türkiye pazarına getiren “Compucom” şirketinin geçtiğimiz haftalar içinde, ofisinde verdiği tanıtım toplantısı oldukça keyifli geçti. Son günlerde, medya da, tanıtım kampanyalarına rastladığımız bu ürünün pazardaki durumunu, herkes merakla gözlüyor. İzleyenler arasında bende varım.

* * * * *

Bu sezon, filmleri sinemada izlemeyi tercih eden bizlerin kısmeti, tarihi filmlerden açılmışa benziyor. Bu haftada, “First Knight – İlk Şövalye” isimli film gösterime girdi. Başrollerinde, Sean Connery, Richard Gere ve Julia Ormond yer alıyor. Özellikle, “Camelot” şehrinin ilk görüntülendiği sahne muhteşem. Sadece şehrin o görüntüsünü izlemek için dahi görmeye değer. Sezonun izlenmesi gereken filmlerinden. Kaçırmayın.

* * * * *

Lord Chesterfield’in şu sözleri ne kadar anlamlı; “Öğrendiklerini bir saat gibi cebinde taşı, ikide bir saati olduğunu göstermek isteyen insanlar gibi ortaya çıkarma. Eğer birisi sana saati sorarsa söylersin ancak, her saat başında, sorulmadan, saat kulesi gibi ötme.”

Bu görüşe katılmayanlarda olabilir. Yine de, Lord Chesterfield böyle söylemiş.

BT/Haber ‘Harman’ köşesinde 24.10.1995 ‘de yayınlanmıştır.

Filed under : BT/Haber Yazıları | Comments Off on Zamana Karşı Yarış
Oct 17 1995

Maceralı Bir Kuruluş

Posted by

Bu hafta, geçtiğimiz günlerde yaşadığım  bir macerayı sizlerle paylaşmak istedim. Olayı takip ederken, biraz düşünerek, elimizdeki olanaklarla neler yapılabileceğini gözler önüne sermek istiyorum.

Yeğenimin okuldaki bazı derslerle ilgili çalışmalarını hazırlaması için, dört beş sene öncesinde kendisine taşınabilir bir bilgisayar almıştık. O dönemin en iddialı bilgisayarıydı. 80386SX işlemci, 2 MB ana bellek, 80 MB sabit disk gibi özellikleri vardı. Hiç unutmuyorum, elinde bu bilgisayarla denetim için gerekli bilgileri derlemeye gittiği işletmede, herkesin gıpta ile kendisini izlediğini söylemişti. Nereden nereye geldik.

Üstelik bilgisayarda, Windows, Excel gibi yazılımlar ile birlikte, prezantasyon için yazılımlarda mevcuttu. Kısacası, ofisini yanında taşıyordu.

Neyse, sözü fazla uzatmayalım da, maceraya gelelim. Bizim yeğen bilgisayarı kardeşine vermiş. O da üniversitede okuyor. Arkadaşlarından aldığı bazı programları yüklemiş ve olan olmuş. Tahmin etmişsinizdir, virüs bulaşmış. Tabii, hemen çevreye haber salınmış ve virüs temizleme çalışmalarında bulunulmuş, ama bu virüs iyi huylu değil, imha edilirken, bulaştığı bazı yazılımlarda sizlere ömür.

Bizim yeğenin acele ödev hazırlaması gerekiyor. Elle yazmak ise, bu devirde, çok zoruna gidiyor. Beni aradı; “Windows’u yüklediğimde, ekran donup kalıyor, ne yapacağız?” dedi.

Yapılacak şey çok basit. Bilgisayarı alıp, Windows’u yeniden yüklemek diye düşündüm. Macera ondan sonra başladı. Önce şirkette yaptığım kısa bir araştırma, Windows’un artık olmadığını, onun yerine Windows for Workgroups yüklemem gerektiğini bana belirtti.

Hemen yüklemeye başladım. Hiçbir sorun yok. Yükleme işlemi bittikten sonra, “win” deyip, Enter’a bastım. Bir mesaj, “Yeterli hafızaya sahip değilsiniz”.

Eh, olabilir. Hemen autoexec.bat ve config.sys incelendi. Pek bir şey yok, ama yine de bazı ayarlarla oynayalım. Tekrar denendi. Bana mısın demiyor. Bu sırada Tayfun’a sormak aklıma geldi. Dediği çok enteresandı; “2MB bellekte bunu çalıştıramazsın.” Ne güzel, o kadar saat çalışma boşuna gitti. Ancak, yeğene de bilgisayarı vermek gerekiyor.

Peki, Windows’u nereden bulabiliriz de, kurabiliriz. Geçen senelerde gelmiş, CD’lerde olabilir cevabını alınca, onları incelemeye başladım. İngilizce Wındows bulmak ne kadar zormuş tahmin edemezsiniz.. Çünkü, artık Windows for Workgroups mevcut. Neyse, bir CD’de buldum. Bu sefer sorun, bu bilgisayara nasıl yükleyeceğiz. Ya disket hazırlayıp oradan kurulacak, ya da başka bir yöntem olmalı.

Şirkette de, CD sürücü bütün bilgisayarlarda yok. En uygun aday bizim NT server. CD’yi, NT server’daki CD sürücüye koyduktan sonra, operasyonun diğer adımlarına geçildi.

Benim kullandığım terminal, Windows for Workgroups üzerinden hem Novell server’ı, hem de NT server’ı görüyor. Benim bilgisayarın arkasından bir kablo ile, yeğenin bilgisayarını bağladım. Bu bilgisayarda DOS’un “interlnk”, yeğenin bilgisayarında da “intersvr” programlarını çalıştırdım. Bu durumda, yeğenin bilgisayarının sabit diskini, benim bilgisayardan görmeye başlamıştım.

Ardından, benim bilgisayarda WFW’u çalıştırıp, NT server’a bağlandım. NT’nin üzerindeki CD sürücü de tanımlanmış durumdaydı. ışler kolaylaşmıştı. NT’deki CD sürücüde bulunan CD’den, istediğim dosyaları, benim bilgisayarın üzerinden, yeğenin bilgisayarına indirdim.

Biraz uğraşmıştım, ancak buna değdi. Sadece, Windows’un bozulduğunu keşfettik ve herşey çalışmaya başladı. Bunun anlatılacak nesi var demeden önce, operasyonu, bir şema çizerek kağıt üstünde inceleyin. Kullanılan araçları özetleyeyim; Novell server, NT server, NT server üzerinde CD sürücü, bir terminal, bir taşınabilir bilgisayar, iki bilgisayarı birbirine bağlayacak kablo, muhtelif işletim sistemleri ve yazılımlar.

Tüm bunlar olup bittikten sonra, bir an düşündüm. Elimizin altında ne kadar çok imkan var, biraz hayal gücümüzü çalıştırarak neler gerçekleştirebiliriz. O zaman mücadeleye devam.

* * * * *

Internet’ten bir haber vermek istiyorum. Çeşitli şirketler hakkında kullanıcı görüşlerinin, tecrübelerinin yazıldığı ve tartışıldığı bir adres ileteceğim. “http://www.olemiss.edu/~dkirk/moan.html”.

Tüketicilerin kendi aralarında kurdukları dayanışmaya güzel bir örnek sergiliyorlar. Sonuçta, açık bir platform ve üretici firmaların da görüşlerine yer veriliyor. Bu adresten başka yerlerdeki tüketici görüşleri sayfalarına ulaşmakta olası.

* * * * *

Bu haftanın filmi, “Özel Tür – Species”. Güzel bir bilim kurgu filmi olmanın ötesinde bir şey vermiyor. Finalin daha çarpıcı olmasını beklerdim. Yine de, türünün güzel örneklerinden. ızlenebilir.

* * * * *

Abraham Lincoln’a göre; “Güçlüğe hemen hemen her insan dayanabilir, fakat onun karakterini sınamak istiyorsanız, ona yetki verin.”

BT/Haber ‘Harman’ köşesinde 17.10.1995 ‘de yayınlanmıştır.

Filed under : BT/Haber Yazıları | Comments Off on Maceralı Bir Kuruluş
Oct 10 1995

Sezon’a Girerken

Posted by

Hemen hemen her sene bilgi teknolojisi sektöründe satışların arttığı döneme yaklaşmış bulunuyoruz.

Tam sezona girerken gümrüklerdeki sorunlardan dolayı, O.E.M. piyasasında istenilen herşey bulunamıyor. Bazı şirketlerin önceden yaptıkları yatırımı iyi değerlendirdiklerini duyuyoruz.

Önümüzdeki günlerde, talebin kazanacağı ivmeyi karşılayacak parçaların kısa bir sürede piyasaya girmesi gerekiyor. Bakalım, nasıl sonuçlanacak?

* * * * *

Birazda, Compex’ten bahsedelim. Geçen seneden daha kalabalıktı. Hem izleyenler, hem de katılımcı firmalar açısından, daha profesyonel gözüküyordu. Ancak, gürültü seviyesi ilk gün gereğinden fazlaydı.

Gayet iyi iş yapıldığını duyuyorum. Şirketlerin çoğu, katılım masraflarını çıkartıp, kara geçmiş durumdalar.

Dikkatimi çeken bir konuya değinmeden geçemeyeceğim. Bir ahbabıma alacağı bilgisayar için fikir edinmesi amacıyla fuara gitmesini önerdim. Ertesi gün döndüğünde elinde bazı şirketlerin bayi fiyat listeleri vardı.

Son kullanıcıya satış yapılan bir fuarda, dağıtıcı firmaların, bayi fiyatlarını müşterilere duyurmalarının gerekçesini anlayabilmiş değilim. Pazarda fiyatların düşmesine neden oluyorlar.

Sanki diyorlar ki, “Ey bilgisayar satın alacak kişi, bak bu piyasada şirketler bizden malzemeleri kaça alıyorlar, sen bunun üstünden kaç para kazandıklarını gör de, ona göre karar ver. Gönlünden ne koparsa, o kadar kazanmalarına izin ver.”

Benim ahbap, şimdi hesap yapıyor. Diyor ki, benim kendi iş yaptığım sektörde, yüzde beş ile altı, iyi kazanç sayılır. Alacağı parçaların fiyatlarını alt alta koyup toplamış, bilgisayarı alacağı şirkete elli, altmış dolar kar bırakacak metodu geliştiriyor.

* * * * *

Geçtiğimiz haftaki yazımda, kurultay izlenimlerine devam edeceğimi belirtmiştim.

Belleğimde yer edenlerden birisi, açılış konferanslarında yer alan, “Business Process Reengineering” konulu konuşmayı gerçekleştiren, Prof. Dr. Mark C. Maletz’in çalışmasıydı.

Çok başarılı bir sunum gerçekleştiren, Prof. Dr. Mark C. Maletz’in, konuşmasını, vaktin nasıl geçtiğini anlamadan dinledim. Verilen örnekler konuyu derinlemesine irdeledi. Kendisi için söylenenlerin ne kadar abartısız olduğunu yakından izleyebildik.

Açılış konferansında konuşması, kanaatimce çok iyi düşünülmüştü. ızleyemeyenler çok şey kaybetti. 12 yaşında Harvard Üniversitesi’ni bitirdiğini de bir dip not olarak ileteyim.

* * * * *

Yazdığım yazılarla ilgili mesajlar, Internet üzerinden ulaşmaya başladı. Elektronik posta’nın kullanımının arttığını görmekten duyduğum memnuniyeti anlatmak çok kolay değil. Bu arada, geçtiğimiz haftalarda “Yılın Esprisi” üzerine başlattığım liste çalışmasına, adaylar gelmeye başladı. Ancak, yeterli değil, daha çok katkı bekliyorum. Elektronik posta yolu ile ulaşabilirsiniz.

Kurultayın ilgi çeken çalışmaları arasında, en çok katılımın Internet konusunda olması beni hiç şaşırtmadı. Heyecan, sıcak bir tartışma ortamı, gergin hava koklamayı sevenlerin buluştuğu çalışmalar, genelde “Internet” konulu toplantılar olmakta.

* * * * *

Bu haftanın filmi “Apollo 13”. Yaklaşık 2,5 saatlik bir heyecan fırtınası sizi bekliyor. Soluk soluğa izlenecek bu filmi herkesin görmesini öneririm. Ekip çalışmasının önemini, zamana karşı verilen mücadeleyi çok güzel bir dille anlatmışlar. Oscar’a aday olmasına şaşırmamak gerekir.

* * * * *

“Bir işe girişmek için iyi bir gerekçemiz yoksa, ona başlamamak için iyi bir neden var demektir.” Sir W. Scott’un bu sözü ile haftayı kapatalım.

BT/Haber ‘Harman’ köşesinde 10.10.1995 ‘de yayınlanmıştır.

Filed under : BT/Haber Yazıları | Comments Off on Sezon’a Girerken
Oct 03 1995

Kurultay’ın Ardından

Posted by

Bilişim Kurultayı’nın ardından, izlenimlerimi yazarak, bazı konulara değinmek istiyorum.

Öncelikle, çok başarılı bir organizasyondu. Emeği geçen herkesi kutlamak gerekiyor. Katılımcıların mutluluğu, bilgi teknolojisi sektörüne verilen destek, her türlü yorgunluğun üstesinden gelecektir.

Kurultayın ve fuar’ın gerçekleştirildiği mekan çok güzeldi. Önümüzdeki senelerde daha da güzele gidileceği konusundaki görüşlerimiz bir kere daha perçinlendi.

Özellikle, bildirilerin sunulduğu yer ile, tanıtım seminerleri ve fuar alanı arasında ulaşım olanağının sağlanması çok olumluydu. ıstendiği anda, her mekana kolayca ulaşabiliyorduk.

Geçen seneki kurultay izlenimlerimde, “Günlük gazetelerimizden birisinin bilgisayar sektörü ile ilgili haberleri verdiği günün kurultayın başladığı güne denk gelmesi, gazeteyi bir Bilişim Kurultayı özel sayısı haline getirmişti.” şeklinde yazmıştım. Bu sene sanki çok olağanmış gibi, daha çok yayın organında yer almasına karşın, şaşırmadım.

TBD Türkiye Bilişim Derneği, TÜBİSAD Türkiye Bilgi İşlem Hizmetleri Derneği ve organizasyonda çok emek harcayan İNTERPRO Yayıncılık’a teşekkürlerimizi iletmek gerektiğini düşünüyorum. Özellikle, İnterpro çalışanları arılar gibiydiler, her salonda, her köşede rastlamanız olasıydı.

Dikkatimi çeken bir konuya değinmeden geçemeyeceğim;

Sanki kurultay, yıllar ilerledikçe, daha çok, şirket ve ürünlerin ön plana çıktığı bir tanıtım organizasyonuna dönüşüyor. Geçtiğimiz senelerde bildiriler, gerçekleştirilen örnek çalışmalar daha ilginçti. Bu sene de, tabii ki bunlar mevcuttu.

Yine de, tanıtım seminerleri programına bir göz attığınızda, bildirilerin dışında da izlemeniz gereken toplantılar olduğunu size hatırlatan, başka programlara katılmanızı engelleyen bir güç ile karşı karşıya kaldığınızı zannedebilirdiniz.

Bu sene ilgimi çeken bir başka olay, kendi bakış açımdan değerlendirdiğimde, özellikle SuperOnLine’ın sağladığı Internet erişimi, elde edilen sürate şapka çıkarmamı gerektiriyor.

Belirtildiğine göre, son kullanıcıların kendi mekanlarından aynı hızda internet’e erişmeleri de mümkün olacak. Bu durumda yeterinden fazla kullanıcı bulacaklarını tahmin ediyorum. En azından pek çok kişiye, internet’e erişmenin, üstelik grafik olarak, yavaş olmayacağını gösterdiler.

Benim, “Sabır, İnat ve Umut” tezimin doğruluğu galiba kanıtlanmak üzere.

Fuar ve PCShow kısmı için söyleneceklere gelirsek; bu sene şirketler daha profesyonellerdi. Standlar özenle hazırlanmış, tanıtım malzemeleri titizlikle seçilmişti. Daha büyük bir mekanı bile doldurabilecekleri izlenimi veriyorlardı.

Diğer yorumları da önümüzdeki haftaya bırakalım.

* * * * *

Sinema sezonu başladı. ılerleyen günlerde birbirinden ilginç filmler vizyona girmek üzere. Bu sıralarda izlediklerim arasında, “Casper” ve “BraveHeart”, iki ilginç film. “Casper” ‘da, sevimli hayaletin yaptıklarını izlerken, “BraveHeart” ‘ta, ülkesinin özgür olmasını isteyen kahramanın öyküsü anlatılıyor. İki filmde izlenmeye değer. Ancak, “BraveHeart” ‘ın üç saatten uzun bir film olduğunu belirtmeliyim ki, izlemek için zamana ihtiyacınız olduğunu bilerek yola çıkın.

* * * * *

Kurultay’daki “Outsourcing-Dış Kaynak Kullanımı” konulu çalışma grubundan notları, bir sonraki yazımda aktaracağım. Çok ilginç konular görüşüldü. Katılan herkese, buradan tekrar teşekkür ediyorum.

* * * * *

Fletcher Knebel’den bir alıntı ile yazıyı noktalamak istiyorum; “Günlük hayatımızda, boş zamanlarımızda neyle uğraşalım diye düşünmeye gerek kalmamıştır. Ulaşımın modern metodları sayesinde bütün bu zamanı işe gelip giderken kullanmaktayız.”

BT/Haber ‘Harman’ köşesinde 3.10.1995 ‘de yayınlanmıştır.

Filed under : BT/Haber Yazıları | Comments Off on Kurultay’ın Ardından