Sep 01 2013

epepe

Posted by

Sevgili Yurtsan Atakan’ı geçen sene 29.Ağustos.2012 ‘de yitirdik. Ardından gelen günlerde Yurtsan hakkında o kadar çok şey yazıldı ki, ben daha neler yazabilirdim diye düşünürken zaman geçti.

O günlerde önce 30.Ağustos.2012’de ardından 31.Ağustos.2012’de Büdütör Sevgili Demet’in facebook’daki iki mesajı dikkatimi çekti.

‘Epepe’yi en kısa zamanda okuyacağım Yurtsan Baba…’

ve

‘Bana demişti ki… Moskova’dan dönüş uçağında… Uykunda sayıklıyordun… Epepe diyordun… Okumuş muydun kitabı… Demişti bana… Hani bir dilbilimcinin hiç dilini bilmediği ülkeye düştüğünde olanları diye… Bir gece önce içtiğimiz Çek biralarındandır demiştim ben de… Zaten en ortak noktamız Türk dili üzerineydi yıllardır… Ben de inanamamıştım. Epepe diye sayıkladığıma… Gözyaşlarımıız senin için… Ne düşünüyorsun deyip duruyor ya Facebook… Birşey düşünemiyorum… Hayatın çok kısa olduğu dışında…’

yazmıştı.

Epepe, buradan aklıma düştü. Sevgili Yurtsan bir kitap önerdiyse, boşa önermemiştir, muhakkak bir yerlerden bulup, okumalıyım diye düşündüm.

Etraftaki kitapçılara sordum, yok, eski bir kitap yanıtı aldım. İnternet’de bakındım, yok, yok. Sonunda çok zor bulunabilecek kitapları her zaman temin edebildiğim Simurg kitapevinin internet sitesine – http//www.simurg.com.tr – baktım. Evet, doğru düşünmüştüm, Epepe, Simurg stoklarında gözüküyordu. Genelde internet’den pek çok şeyi sipariş verdiğim gibi, bunu da satın alabilirdim ancak Simurg ekibini bir süredir görmediğim için telefonla sipariş edip, İstiklal Caddesinin arkasındaki dükkandan gidip kendim teslim alayım dedim. Telefonla kitabı ayırttım ancak Beyoğlu İstiklal Caddesinin arkasındaki dükkandan çıkmak zorunda kaldıklarını ve Tarlabaşı Caddesinin arkalarında bir yere taşındıklarını öğrendim. ‘Bugünlerde İstiklal Caddesindeki kitapevlerinin dükkanlarının zorda olduğunu okudukça aklıma Simurg’un çıkışı geldi’.

Ertesi gün işlerimi ayarlayıp, Simurg’un kapısındaydım. Her zamanki güler yüz, sınırsız ilgi ve sohbet beni karşıladı. Neler yaptıklarını, niye taşınmak zorunda kaldıklarını, edebiyat dünyasında neler olduğunu konuştuktan sonra Epepe’yi alıp, ayrıldım.

Demet Epepe’yi okudu mu bilmiyorum ancak ben hemen okumaya başladım ve kısa sürede bitirdim. Kitabın konusunu yukarıdaki facebook mesajında gördünüz; ‘Bir dilbilimcinin hiç dilini bilmediği bir ülkeye düştüğünde başından geçenler’.

Epepe, Macar yazar Ferenc Karinthy (1921 – 1992) ‘nin 1970’de yazdığı ve 2008’de İngilizce’ye çevrilen bir kitap. Bizde Doğan Kitap yayınlamış. Şu anda baskısı yok bildiğim kadarıyla.

Kitap, Budai isimli bir dilbilimcinin Helsinki’ye bir dilbilim kongresine giderken dilini hiç bilmediği bir ülkede kendisini bulması üzerine yaşadıklarını anlatıyor. Hiç kimsenin sizi anlamadığı, sizin hiçbir şeyi anlamadığınız bir ortamda nasıl yaşamınızı sürdürürsünüz. Bu soruyu kendinize sormanızı sağlıyor. Budai’nin tek iletişim kurabildiği kişi Epepe adında bir kız. Ancak kitabı okurken göreceksiniz ki Epepe ismi de sadece Epepe değil, pek çok farklı şekilde karşınıza çıkıyor.

Herhangi bir lisanın kişilerin anlaşabilmesi için ne kadar önemli olduğunu, hiç bir şey anlamadığınızda bazı ipuçları ile nasıl anlayabileceğinizi düşündürüyor. Budai bile işin içinden çıkamadıysa ben nasıl çıkardım acaba diye düşünmeden edemedim!

Kitabın arka kapağından son cümle: ‘Epepe, boğucu, tuhaf bir karabasan; insandaki en güçlü saplantıyı, çok iyi tanınan bir dünyada yabancı haline gelme korkusunu deşen bir başyapıt’.

Hala, gündeme bir şey düştüğünde, Sevgili Yurtsan olsa ne yazardı diye düşünüyorum. Huzur içinde yat Sevgili Yurtsan. Aklımızdasın.

Görüş ve düşüncelerinizi bana iletin ki, neyi doğru neyi yanlış yapıyoruz görelim. Tüm güzellikler sizlerle olsun. Bilgi paylaştıkça çoğalır. Sağlıcakla kalın.

İstanbul – 29.Ağustos.2013

Telepati ‘Saydam’ köşesinde Eylül 2013 ‘de yayınlanmıştır.

Filed under : Telepati Yazıları | Comments Off on epepe