Nov 07 1995

Aynı Çizgide Devam

Posted by

Bilgi teknolojisi sektöründe yer alan kişilerle, son dönemde yaptığım görüşmelerde, demirbaşlar ve amortismanları ile ilgili yeni düzenlemelerin, geçtiğimiz senelerdeki yıl sonu satış patlamalarını tekrar oluşturacağı, ortak bir kanı olarak konuşuluyor.

Bunları işitince, geçtiğimiz aylarda yazdığım bir yazıyı hatırladım. Şubat doksanbeş’te yazdığım bir yazımda, kısaca diyorum ki: “Tam zamanı.”

Bildiğiniz gibi geçen seneye kadar, karlı şirketler genelde alımlarını sene sonunda yapmaya çalışırlardı. Bunda en büyük etken, demirbaşlarını yılın son gününde dahi alsalar bedelinin %50’sini amortismana ayırıyorlardı. Özellikle bilgi işlem sektöründe, yılın son iki üç ayı, hemen hemen yılın kalan dokuz ayına eşit cirolar yapılabiliyordu.

Geçtiğimiz sene ise yapılan bir değişikle bu imkan ortadan kaldırıldı. Artık demirbaşı aldığınız aydan itibaren sene sonuna kadar geçecek süre kadar amortisman ayırabiliyorsunuz. Dolayısı ile aralık ayında yapacağınız bir demirbaş alımının ancak on ikide birini amortismana ayırmanız mümkün. Üstelik kalan kısmını amortismanın biteceği son yıla kadar bekletiyorsunuz. (Son değişiklikle, eski yönteme geri dönüldü.)

Bu durumda ortaya çıkan sonuç, işletmelerin özellikle bilgi işlem ile ilgili yatırımlarını yılın ilk üç ayında yapmalarında fayda görecekleri.

Eğer demirbaşlar ile ilgili bir takım yeni uygulamalar dikkatle incelenir ve alıcılara aktarılabilirse pazarda bir miktar genişleme olacağının da düşünüldüğünü gözledim.

Hislerim, bilgisayar ile ilgili yatırımı özellikle demirbaş olarak yapmak isteyen şirketlerin, bilgi işlem sektörüne para harcamaya başlamalarının tam zamanının geldiğini söylüyor. Vakit çok geç olmadan ihtiyaç duyduklarınızı temin edin, model yenileyin.

Ben geçen sene bunlardan söz ediyorum ve bu sene uygulama tekrar değiştiriliyor. Bir başka deyişle, demirbaşlarını yılın son gününde alan işletmeler, bedelinin %50’sini amortismana ayırabiliyorlar. Kısaca, yukarıdaki paragrafların bir kısmını bu gün içinde kullanabiliriz.

Bu durumda, yazılımcılar yine versiyon yenilemeye başlayacaklar. Donanım satanlar, şirketlerin bilgisayar parkını genişletmek için yapacakları yatırımları izleyecek. Donanım, yazılım ve hizmet şirketlerini yoğun bir çalışma temposu bekliyor, hatta bu tempoya girildi bile.

Bütün bunlar olup biterken, kendinizi, bilgi teknolojisi sektöründe yer alan şirketlerin satış ve satın alma bölümlerinde kabul edin ve sene başında yaptığınız bütçenin bir anda nasıl değiştiğini kavramaya çalışın. Bilgi işlem departmanı sorumlusu veya bir kullanıcı olarak da aynı duyguları paylaşmamız mümkün.

Bir sene öncesinden, o sene sonuna değin ne kadar satacağınızı, buna karşılık ne kadar ürün getirmeniz gerektiğini, hangi büyüklükte kadro ile çalışmalısınıza cevap bulmuşken, tüm bu planları yeniden yapmak zorunda kalmanız ne kadar enteresan. ışletmenize neler alacağınızı planlamışken, tekrar gözden geçirmeniz gerektiğini de, bunlara dahil etmemiz gerekir.

O kadar günlük yaşamak zorunda kalıyoruz ki, uzun vadeli planlar yapmaya çalışırken, kısa dönemde birbiri ardısıra gelişen olaylar, tüm stratejilerin değiştirilmesine neden oluyor.

Bir süre sonra, bir de bakıyorsunuz, her şey oluruna bırakılmış. Uzun vadeli planlar yapmayı ne zaman öğreneceğiz, merak ediyorum. Bu kadar kısa sürede, piyasaları bu kadar etkileyecek, birbirinden bu kadar farklı kararlar nasıl alınıyor acaba? Akşamdan sabaha, birileri oturup, ne yaparsak, kişileri daha çok şaşırtırız diye, bir şeyler icat ediyor olsa gerek.

* * * * *

Microsoft desteğinde düzenlenen bir toplantı, geçen haftanın aktivitelerindendi. Ultima şirketinin, “Gupta” ile ilgili tanıtımı, kalabalık bir izleyici grubuna hitap etti. SQL Windows ürünü beğeni topladı. Ancak, diğer bazı geliştirme araçlarından ne kadar farkı var, detaylı inceledikten sonra karar vermek gerekecek.

Bu sıralarda, yazılım firmalarının sevdiği konu, önümüzdeki versiyonlarda neler yapacaklarından bahsetmek. Bu kural, bu toplantıda da bozulmadı. Gupta’nın önümüzdeki dönemde piyasaya sunmayı planladığı ürünün, ne kadar detaylı olduğunu dinleme fırsatı bulduk.

* * * * *

“Devlet adamlarının bu kadar az olmasının nedeni şu olsa gerekir; Herkesin daha fazla acelesi olduğu bir dünyada uzun vadeli işler daima o anda yapılması istenen acele işlerden sonra ele alınır. Acele olan da, esas önemli olanın önüne geçer. Esas önemli olan da, ancak acele olduğu zaman ele alınır ki, o zaman da artık iş işten geçmiştir.“. Bu söz, Luis J. Halle’ye ait. Sadece devlet adamlarına değil, pek çok işe de ne kadar uygun olduğunu biraz düşünün.

BT/Haber ‘Harman’ köşesinde 7.11.1995 ‘de yayınlanmıştır.

Filed under : BT/Haber Yazıları | Comments Off on Aynı Çizgide Devam
Oct 31 1995

Teknoloji Bir Harika

Posted by

Bu yazıyı kelime işlem programı kullanarak hazırlarken, arka planda bilgisayarıma takılı sürücüde kendi haline bıraktığım CD’de, Vivaldi’nin “Autunno” eserinin, Rondo’ Veneziano tarafından yorumlanışını dinliyorum.

Biraz daha uç noktalara yaklaşarak, CD’den gelen müziği, sabit disk’e kaydetmeye de başladım. Elde ettiğim sonuç bir mükemmel. Gerçi sabit disk bir anda dolmaya başladı, ancak deneme de olumlu sonuçlandı. Demek ki, bir süre sonra CD’leri dinlemek yerine, sabit disk’te yerleşik müzik dinlemek için, birbirimizle sabit disk değişimine gidebileceğiz.

Teknolojinin bir harika olduğuna bakmayın. Elinden gelen güçlüğü çıkartıyor. Geçtiğimiz günlerde, kullandığım bilgisayarı, bir üst sınıfa yükseltmeye karar verdim.

MPC Level 2’den sonra MPC Level 3 ortaya çıkarıldığı için, piyasaya yeni sürülen pek çok yazılım, düşük konfigürasyonlu sistemlerde çalışmıyor. Bu durumda benden beklenen, elimdeki sistemi büyütmek.

Başlangıçta, çok kolay bir karar gibi gelmesine rağmen, yaklaşık on günlük bir mücadeleden sonra, yeni sistem çalışmaya başlayabildi. Herşey çok iyi gidiyordu da, eski sistemdeki “Memory” ‘nin yeni sisteme olmayacağını öğrendiğimde, işler sarpa sarmaya başlamıştı.

Yeni sistemin tüm parçalarını, Internet, Compuserve gibi yerlerden topladığım bilgiler ışığında seçtiğim halde, bir ana kart’ın muhakkak çift sayıda “Memory” isteyebileceğini aklıma getirmemiştim.

O andan itibaren müthiş bir macera başladı. Elimdeki, tek 16 MB hafıza’yı, iki adet 8 MB’a çevirmem gerekiyordu. Arkadaşlarımız sayesinde, kolay bir operasyon oldu. ıki adet 8 MB hafıza ile çalıştığını zannediyorsanız, yanılıyorsunuz. Sistem kendiliğinden kilitlenmeye devam ediyordu.

Bir arkadaştan ilginç bir yorum geldi. Arkadaşım; “Bu ana kartların, iki tane 8 MB hafıza ile çalışmadığından zaten şüphe ediyordum. Sen, en iyisi, en ucuzlarından dört tane 4 MB hafıza al ve kullan” dedi. İnanabiliyor musunuz, hızlı hafızaları geri verip daha yavaş hafızaları alarak, kullanmaya başladım.

Şimdi, hiçbir sorun yok. Ancak, bundan önce yaşadığım diğer örneklerde de izlemiştim, bazı ana kartlar hafızaya karşı çok duyarlı. Uygununu bulmak için epeyce uğraşmanız gerekiyor.

Bazen, bir an önce olsun ve kullanmaya başlayayım dediğiniz sistemin, hiçbir neden olmadan, kullanımının ertelendiğini yaşadınız mı? Yukarıda verdiğim örnek, çok basit olmasına karşın, nelerle karşılaşabileceğinizi, kanımca gözler önüne seriyor.

Önümüzdeki yazılardan birisinde, bu sistem büyütme operasyonunun başka yönlerini de aktaracağım. Gözünüzü korkutmak için değil, nelere dikkat etmeniz gerektiğini belirtmek için.

Bu hafta bilgi teknolojisi sektöründen fazla haber ulaştıramadım, ancak haftaya yazılacak çok haber var. Tanıtım toplantıları, seminerler birbiri ardısıra geliyor.

* * * * *

Clint Eastwood’un Meryl Streep ile başrolü paylaştığı ve aynı zamanda yönettiği bir film olan “Yasak İlişkiler – The Bridges of Madison County”, sinemalarda gösterime girdi. ıki başrol oyuncusunun da, harika bir performans gösterdiği film, konusu ve oyuncularının yorumuyla, çok iyi eleştiriler alıyor.

Benim önerime gelirsek, izlenmesi gerekli filmlerden. Eğlenebileceğiniz, duygulanabileceğiniz, aile yaşamını ve sorumluluklarını sorgulayan bir film.

Filmlerin orjinal isimlerinin Türkçe’ye çevrilirken niçin yorumlanarak oluşturulduğunu kendime sordum ve cevabını bulamadım. Belki siz bulursunuz?

* * * * *

Mustafa Kemal Atatürk’ün bir deyişiyle, bu haftaki yazımı tamamlamak istiyorum;

“Büyük olmak için hiç kimseye iltifat etmeyeceksin; hiç kimseyi aldatmayacaksın. Ülke için gerçek amaç ne ise onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır; herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır, fakat sen buna karşı direneceksin. Önüne sonsuz engeller de yığacaklardır. Kendini büyük değil; küçük, zayıf, araçsız, hiç sayarak, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacaksın. Bundan sonra  da sana büyüksün derlerse, bunu söyleyenlere güleceksin.”

BT/Haber ‘Harman’ köşesinde 31.10.1995 ‘de yayınlanmıştır.

Filed under : BT/Haber Yazıları | Comments Off on Teknoloji Bir Harika
Oct 24 1995

Zamana Karşı Yarış

Posted by

Bilgi Teknolojisi sektöründe yer alan kişilerin, gereğinden fazla çalıştıklarını siz de düşünüyor musunuz, acaba?

Burada, tüm kadrolardan söz ediyorum. Pazarlama kadrolarından, eğitim elemanlarına, destek servislerinde çalışan kişilerden, yazılımı kodlama aşamasındaki programcılara, sistem analistlere ve diğerlerine kadar, geniş bir yelpazedeki kadroların çalışma saatlerinde bir düzen görebiliyor musunuz?

Bilgi işlem departmanlarında çalışan kişiler ile, sektör basınında görev yapanlarda buna dahil.

Ne kadar çok çalıştığımızın farkında mısınız? Bu kadar özveri ile çalışılan bir sektörün mensubu olmaktan büyük haz duyuyorum da, bu kadar çalışmayı, kullanıcıların ne kadarı takdir ediyor, merak etmekten de geri duramıyorum.

Düzenli çalıştığını söyleyeceklerin de, arasıra kaçamak yaptıklarını dikkate alırsak, çok çalışıyoruz. Karşılığını alıyor muyuz, bir düşünün.

* * * * *

Moonstar şirketini duydunuz mu? Duymadıysanız, çok yazık. Son derece kaliteli bir masa üstü yayıncılık programına sahipler. Geçenlerde, bir reklam filmi vermemiz gerekti. Şirkette, genelde, eğer reklam filmine, fotoğraf veya bir başka resim konmayacaksa, dizaynı kendimiz yapıyoruz.

Yine aynı şekilde çalıştık, renkli olarak. Ancak, bir sorun vardı. Yayınlanması için renk ayrımı yapılması ve film çıktısı olarak teslim edilmesi gerekiyordu. Pek çok kişi bu durumda yapılan çalışmanın, PC ortamı dışına taşınması gerektiğini düşünebilir. Halbuki öyle olmadı.

Moonstar’da hazırladığımız sayfayı, Postscript’e çevirerek, laser yazıcıdan film çıktısı hazırlayan bir şirkete ulaştırdık. Ertesi gün, film renk ayrımı ile birlikte elimizdeydi.

Hem ekonomik, hem de süratli bir şekilde yayına yetiştirebildik. Masa üstü yayıncılığa ilgi duyanların, inceleyebileceği, rahat kullanımlı, becerileri güzel bir ürün.

* * * * *

Geçtiğimiz haftanın etkinliklerinden birisi, IBM’in “AIX” işletim sistemi üzerine düzenlediği organizasyondu. Pazarda yer alan pek çok firmanın, AIX üzerinde çalışmakta olan uygulamalarının sergilendiği bir bölümü de içeriyordu.

IBM’in, UNIX pazarına bakış açısının, değişik kişilerden aktarıldığı toplantı, kalabalık bir davetli grubuna hitap etti. RISC6000 serisi için IBM çok iddialı. Bakalım, önümüzdeki günler ne getirecek? En azından, ne kadar açık bir mimariye sahip olduklarını dikkatle izlemek gerekiyor.

* * * * *

Amerikan, “Packard Bell” bilgisayarlarını Türkiye pazarına getiren “Compucom” şirketinin geçtiğimiz haftalar içinde, ofisinde verdiği tanıtım toplantısı oldukça keyifli geçti. Son günlerde, medya da, tanıtım kampanyalarına rastladığımız bu ürünün pazardaki durumunu, herkes merakla gözlüyor. İzleyenler arasında bende varım.

* * * * *

Bu sezon, filmleri sinemada izlemeyi tercih eden bizlerin kısmeti, tarihi filmlerden açılmışa benziyor. Bu haftada, “First Knight – İlk Şövalye” isimli film gösterime girdi. Başrollerinde, Sean Connery, Richard Gere ve Julia Ormond yer alıyor. Özellikle, “Camelot” şehrinin ilk görüntülendiği sahne muhteşem. Sadece şehrin o görüntüsünü izlemek için dahi görmeye değer. Sezonun izlenmesi gereken filmlerinden. Kaçırmayın.

* * * * *

Lord Chesterfield’in şu sözleri ne kadar anlamlı; “Öğrendiklerini bir saat gibi cebinde taşı, ikide bir saati olduğunu göstermek isteyen insanlar gibi ortaya çıkarma. Eğer birisi sana saati sorarsa söylersin ancak, her saat başında, sorulmadan, saat kulesi gibi ötme.”

Bu görüşe katılmayanlarda olabilir. Yine de, Lord Chesterfield böyle söylemiş.

BT/Haber ‘Harman’ köşesinde 24.10.1995 ‘de yayınlanmıştır.

Filed under : BT/Haber Yazıları | Comments Off on Zamana Karşı Yarış
Oct 17 1995

Maceralı Bir Kuruluş

Posted by

Bu hafta, geçtiğimiz günlerde yaşadığım  bir macerayı sizlerle paylaşmak istedim. Olayı takip ederken, biraz düşünerek, elimizdeki olanaklarla neler yapılabileceğini gözler önüne sermek istiyorum.

Yeğenimin okuldaki bazı derslerle ilgili çalışmalarını hazırlaması için, dört beş sene öncesinde kendisine taşınabilir bir bilgisayar almıştık. O dönemin en iddialı bilgisayarıydı. 80386SX işlemci, 2 MB ana bellek, 80 MB sabit disk gibi özellikleri vardı. Hiç unutmuyorum, elinde bu bilgisayarla denetim için gerekli bilgileri derlemeye gittiği işletmede, herkesin gıpta ile kendisini izlediğini söylemişti. Nereden nereye geldik.

Üstelik bilgisayarda, Windows, Excel gibi yazılımlar ile birlikte, prezantasyon için yazılımlarda mevcuttu. Kısacası, ofisini yanında taşıyordu.

Neyse, sözü fazla uzatmayalım da, maceraya gelelim. Bizim yeğen bilgisayarı kardeşine vermiş. O da üniversitede okuyor. Arkadaşlarından aldığı bazı programları yüklemiş ve olan olmuş. Tahmin etmişsinizdir, virüs bulaşmış. Tabii, hemen çevreye haber salınmış ve virüs temizleme çalışmalarında bulunulmuş, ama bu virüs iyi huylu değil, imha edilirken, bulaştığı bazı yazılımlarda sizlere ömür.

Bizim yeğenin acele ödev hazırlaması gerekiyor. Elle yazmak ise, bu devirde, çok zoruna gidiyor. Beni aradı; “Windows’u yüklediğimde, ekran donup kalıyor, ne yapacağız?” dedi.

Yapılacak şey çok basit. Bilgisayarı alıp, Windows’u yeniden yüklemek diye düşündüm. Macera ondan sonra başladı. Önce şirkette yaptığım kısa bir araştırma, Windows’un artık olmadığını, onun yerine Windows for Workgroups yüklemem gerektiğini bana belirtti.

Hemen yüklemeye başladım. Hiçbir sorun yok. Yükleme işlemi bittikten sonra, “win” deyip, Enter’a bastım. Bir mesaj, “Yeterli hafızaya sahip değilsiniz”.

Eh, olabilir. Hemen autoexec.bat ve config.sys incelendi. Pek bir şey yok, ama yine de bazı ayarlarla oynayalım. Tekrar denendi. Bana mısın demiyor. Bu sırada Tayfun’a sormak aklıma geldi. Dediği çok enteresandı; “2MB bellekte bunu çalıştıramazsın.” Ne güzel, o kadar saat çalışma boşuna gitti. Ancak, yeğene de bilgisayarı vermek gerekiyor.

Peki, Windows’u nereden bulabiliriz de, kurabiliriz. Geçen senelerde gelmiş, CD’lerde olabilir cevabını alınca, onları incelemeye başladım. İngilizce Wındows bulmak ne kadar zormuş tahmin edemezsiniz.. Çünkü, artık Windows for Workgroups mevcut. Neyse, bir CD’de buldum. Bu sefer sorun, bu bilgisayara nasıl yükleyeceğiz. Ya disket hazırlayıp oradan kurulacak, ya da başka bir yöntem olmalı.

Şirkette de, CD sürücü bütün bilgisayarlarda yok. En uygun aday bizim NT server. CD’yi, NT server’daki CD sürücüye koyduktan sonra, operasyonun diğer adımlarına geçildi.

Benim kullandığım terminal, Windows for Workgroups üzerinden hem Novell server’ı, hem de NT server’ı görüyor. Benim bilgisayarın arkasından bir kablo ile, yeğenin bilgisayarını bağladım. Bu bilgisayarda DOS’un “interlnk”, yeğenin bilgisayarında da “intersvr” programlarını çalıştırdım. Bu durumda, yeğenin bilgisayarının sabit diskini, benim bilgisayardan görmeye başlamıştım.

Ardından, benim bilgisayarda WFW’u çalıştırıp, NT server’a bağlandım. NT’nin üzerindeki CD sürücü de tanımlanmış durumdaydı. ışler kolaylaşmıştı. NT’deki CD sürücüde bulunan CD’den, istediğim dosyaları, benim bilgisayarın üzerinden, yeğenin bilgisayarına indirdim.

Biraz uğraşmıştım, ancak buna değdi. Sadece, Windows’un bozulduğunu keşfettik ve herşey çalışmaya başladı. Bunun anlatılacak nesi var demeden önce, operasyonu, bir şema çizerek kağıt üstünde inceleyin. Kullanılan araçları özetleyeyim; Novell server, NT server, NT server üzerinde CD sürücü, bir terminal, bir taşınabilir bilgisayar, iki bilgisayarı birbirine bağlayacak kablo, muhtelif işletim sistemleri ve yazılımlar.

Tüm bunlar olup bittikten sonra, bir an düşündüm. Elimizin altında ne kadar çok imkan var, biraz hayal gücümüzü çalıştırarak neler gerçekleştirebiliriz. O zaman mücadeleye devam.

* * * * *

Internet’ten bir haber vermek istiyorum. Çeşitli şirketler hakkında kullanıcı görüşlerinin, tecrübelerinin yazıldığı ve tartışıldığı bir adres ileteceğim. “http://www.olemiss.edu/~dkirk/moan.html”.

Tüketicilerin kendi aralarında kurdukları dayanışmaya güzel bir örnek sergiliyorlar. Sonuçta, açık bir platform ve üretici firmaların da görüşlerine yer veriliyor. Bu adresten başka yerlerdeki tüketici görüşleri sayfalarına ulaşmakta olası.

* * * * *

Bu haftanın filmi, “Özel Tür – Species”. Güzel bir bilim kurgu filmi olmanın ötesinde bir şey vermiyor. Finalin daha çarpıcı olmasını beklerdim. Yine de, türünün güzel örneklerinden. ızlenebilir.

* * * * *

Abraham Lincoln’a göre; “Güçlüğe hemen hemen her insan dayanabilir, fakat onun karakterini sınamak istiyorsanız, ona yetki verin.”

BT/Haber ‘Harman’ köşesinde 17.10.1995 ‘de yayınlanmıştır.

Filed under : BT/Haber Yazıları | Comments Off on Maceralı Bir Kuruluş
Oct 10 1995

Sezon’a Girerken

Posted by

Hemen hemen her sene bilgi teknolojisi sektöründe satışların arttığı döneme yaklaşmış bulunuyoruz.

Tam sezona girerken gümrüklerdeki sorunlardan dolayı, O.E.M. piyasasında istenilen herşey bulunamıyor. Bazı şirketlerin önceden yaptıkları yatırımı iyi değerlendirdiklerini duyuyoruz.

Önümüzdeki günlerde, talebin kazanacağı ivmeyi karşılayacak parçaların kısa bir sürede piyasaya girmesi gerekiyor. Bakalım, nasıl sonuçlanacak?

* * * * *

Birazda, Compex’ten bahsedelim. Geçen seneden daha kalabalıktı. Hem izleyenler, hem de katılımcı firmalar açısından, daha profesyonel gözüküyordu. Ancak, gürültü seviyesi ilk gün gereğinden fazlaydı.

Gayet iyi iş yapıldığını duyuyorum. Şirketlerin çoğu, katılım masraflarını çıkartıp, kara geçmiş durumdalar.

Dikkatimi çeken bir konuya değinmeden geçemeyeceğim. Bir ahbabıma alacağı bilgisayar için fikir edinmesi amacıyla fuara gitmesini önerdim. Ertesi gün döndüğünde elinde bazı şirketlerin bayi fiyat listeleri vardı.

Son kullanıcıya satış yapılan bir fuarda, dağıtıcı firmaların, bayi fiyatlarını müşterilere duyurmalarının gerekçesini anlayabilmiş değilim. Pazarda fiyatların düşmesine neden oluyorlar.

Sanki diyorlar ki, “Ey bilgisayar satın alacak kişi, bak bu piyasada şirketler bizden malzemeleri kaça alıyorlar, sen bunun üstünden kaç para kazandıklarını gör de, ona göre karar ver. Gönlünden ne koparsa, o kadar kazanmalarına izin ver.”

Benim ahbap, şimdi hesap yapıyor. Diyor ki, benim kendi iş yaptığım sektörde, yüzde beş ile altı, iyi kazanç sayılır. Alacağı parçaların fiyatlarını alt alta koyup toplamış, bilgisayarı alacağı şirkete elli, altmış dolar kar bırakacak metodu geliştiriyor.

* * * * *

Geçtiğimiz haftaki yazımda, kurultay izlenimlerine devam edeceğimi belirtmiştim.

Belleğimde yer edenlerden birisi, açılış konferanslarında yer alan, “Business Process Reengineering” konulu konuşmayı gerçekleştiren, Prof. Dr. Mark C. Maletz’in çalışmasıydı.

Çok başarılı bir sunum gerçekleştiren, Prof. Dr. Mark C. Maletz’in, konuşmasını, vaktin nasıl geçtiğini anlamadan dinledim. Verilen örnekler konuyu derinlemesine irdeledi. Kendisi için söylenenlerin ne kadar abartısız olduğunu yakından izleyebildik.

Açılış konferansında konuşması, kanaatimce çok iyi düşünülmüştü. ızleyemeyenler çok şey kaybetti. 12 yaşında Harvard Üniversitesi’ni bitirdiğini de bir dip not olarak ileteyim.

* * * * *

Yazdığım yazılarla ilgili mesajlar, Internet üzerinden ulaşmaya başladı. Elektronik posta’nın kullanımının arttığını görmekten duyduğum memnuniyeti anlatmak çok kolay değil. Bu arada, geçtiğimiz haftalarda “Yılın Esprisi” üzerine başlattığım liste çalışmasına, adaylar gelmeye başladı. Ancak, yeterli değil, daha çok katkı bekliyorum. Elektronik posta yolu ile ulaşabilirsiniz.

Kurultayın ilgi çeken çalışmaları arasında, en çok katılımın Internet konusunda olması beni hiç şaşırtmadı. Heyecan, sıcak bir tartışma ortamı, gergin hava koklamayı sevenlerin buluştuğu çalışmalar, genelde “Internet” konulu toplantılar olmakta.

* * * * *

Bu haftanın filmi “Apollo 13”. Yaklaşık 2,5 saatlik bir heyecan fırtınası sizi bekliyor. Soluk soluğa izlenecek bu filmi herkesin görmesini öneririm. Ekip çalışmasının önemini, zamana karşı verilen mücadeleyi çok güzel bir dille anlatmışlar. Oscar’a aday olmasına şaşırmamak gerekir.

* * * * *

“Bir işe girişmek için iyi bir gerekçemiz yoksa, ona başlamamak için iyi bir neden var demektir.” Sir W. Scott’un bu sözü ile haftayı kapatalım.

BT/Haber ‘Harman’ köşesinde 10.10.1995 ‘de yayınlanmıştır.

Filed under : BT/Haber Yazıları | Comments Off on Sezon’a Girerken
Oct 03 1995

Kurultay’ın Ardından

Posted by

Bilişim Kurultayı’nın ardından, izlenimlerimi yazarak, bazı konulara değinmek istiyorum.

Öncelikle, çok başarılı bir organizasyondu. Emeği geçen herkesi kutlamak gerekiyor. Katılımcıların mutluluğu, bilgi teknolojisi sektörüne verilen destek, her türlü yorgunluğun üstesinden gelecektir.

Kurultayın ve fuar’ın gerçekleştirildiği mekan çok güzeldi. Önümüzdeki senelerde daha da güzele gidileceği konusundaki görüşlerimiz bir kere daha perçinlendi.

Özellikle, bildirilerin sunulduğu yer ile, tanıtım seminerleri ve fuar alanı arasında ulaşım olanağının sağlanması çok olumluydu. ıstendiği anda, her mekana kolayca ulaşabiliyorduk.

Geçen seneki kurultay izlenimlerimde, “Günlük gazetelerimizden birisinin bilgisayar sektörü ile ilgili haberleri verdiği günün kurultayın başladığı güne denk gelmesi, gazeteyi bir Bilişim Kurultayı özel sayısı haline getirmişti.” şeklinde yazmıştım. Bu sene sanki çok olağanmış gibi, daha çok yayın organında yer almasına karşın, şaşırmadım.

TBD Türkiye Bilişim Derneği, TÜBİSAD Türkiye Bilgi İşlem Hizmetleri Derneği ve organizasyonda çok emek harcayan İNTERPRO Yayıncılık’a teşekkürlerimizi iletmek gerektiğini düşünüyorum. Özellikle, İnterpro çalışanları arılar gibiydiler, her salonda, her köşede rastlamanız olasıydı.

Dikkatimi çeken bir konuya değinmeden geçemeyeceğim;

Sanki kurultay, yıllar ilerledikçe, daha çok, şirket ve ürünlerin ön plana çıktığı bir tanıtım organizasyonuna dönüşüyor. Geçtiğimiz senelerde bildiriler, gerçekleştirilen örnek çalışmalar daha ilginçti. Bu sene de, tabii ki bunlar mevcuttu.

Yine de, tanıtım seminerleri programına bir göz attığınızda, bildirilerin dışında da izlemeniz gereken toplantılar olduğunu size hatırlatan, başka programlara katılmanızı engelleyen bir güç ile karşı karşıya kaldığınızı zannedebilirdiniz.

Bu sene ilgimi çeken bir başka olay, kendi bakış açımdan değerlendirdiğimde, özellikle SuperOnLine’ın sağladığı Internet erişimi, elde edilen sürate şapka çıkarmamı gerektiriyor.

Belirtildiğine göre, son kullanıcıların kendi mekanlarından aynı hızda internet’e erişmeleri de mümkün olacak. Bu durumda yeterinden fazla kullanıcı bulacaklarını tahmin ediyorum. En azından pek çok kişiye, internet’e erişmenin, üstelik grafik olarak, yavaş olmayacağını gösterdiler.

Benim, “Sabır, İnat ve Umut” tezimin doğruluğu galiba kanıtlanmak üzere.

Fuar ve PCShow kısmı için söyleneceklere gelirsek; bu sene şirketler daha profesyonellerdi. Standlar özenle hazırlanmış, tanıtım malzemeleri titizlikle seçilmişti. Daha büyük bir mekanı bile doldurabilecekleri izlenimi veriyorlardı.

Diğer yorumları da önümüzdeki haftaya bırakalım.

* * * * *

Sinema sezonu başladı. ılerleyen günlerde birbirinden ilginç filmler vizyona girmek üzere. Bu sıralarda izlediklerim arasında, “Casper” ve “BraveHeart”, iki ilginç film. “Casper” ‘da, sevimli hayaletin yaptıklarını izlerken, “BraveHeart” ‘ta, ülkesinin özgür olmasını isteyen kahramanın öyküsü anlatılıyor. İki filmde izlenmeye değer. Ancak, “BraveHeart” ‘ın üç saatten uzun bir film olduğunu belirtmeliyim ki, izlemek için zamana ihtiyacınız olduğunu bilerek yola çıkın.

* * * * *

Kurultay’daki “Outsourcing-Dış Kaynak Kullanımı” konulu çalışma grubundan notları, bir sonraki yazımda aktaracağım. Çok ilginç konular görüşüldü. Katılan herkese, buradan tekrar teşekkür ediyorum.

* * * * *

Fletcher Knebel’den bir alıntı ile yazıyı noktalamak istiyorum; “Günlük hayatımızda, boş zamanlarımızda neyle uğraşalım diye düşünmeye gerek kalmamıştır. Ulaşımın modern metodları sayesinde bütün bu zamanı işe gelip giderken kullanmaktayız.”

BT/Haber ‘Harman’ köşesinde 3.10.1995 ‘de yayınlanmıştır.

Filed under : BT/Haber Yazıları | Comments Off on Kurultay’ın Ardından
Sep 26 1995

O.E.M.

Posted by

Türkiye’de pazara sunulan CD’lere biraz değinelim. Esasında, sadece CD’ler değil, başka ürünlerde de bunu görmeye başladım.

Bazı ürünlerin üzerinde, “Not for Resale. For O.E.M. Bundle Deal Only”,  “Special Bundle Version, Not for Resale” veya “This software/harware is supplied as part of a hardware/software bundle and may not be distributed separately from approved hardware.” gibi ibareler mevcut.

Ne kadar ilginç değil mi? Pek çoğunuzun elinde buna benzer ibareler taşıyan ürünler olduğunu tahmin ediyorum. Benim elimde de mevcut.

Bunları piyasada O.E.M. adıyla satılan ürünlerde görmeniz olası. Ancak, bunların bir donanım ile birlikte hediye olarak verilmesi gerekiyor. Peki, nasıl satılıyorlar. Buna, yurt dışında da cevap aranmakta.

Belki bu konuya niye bu kadar önem verdiğimi düşünüyor olabilirsiniz. Ancak, yurt dışında da şu sıralarda bu konuya önem veriliyor. Bu tür ürünleri satmanın, ürünün üreticisine zarar verdiği, ayrıca ürünü gerçek bedeli üzerinden alan kişilere haksızlık edildiği tartışılıyor.

Almış olduğunuz yazılım yine orjinal, sadece kutu içinde gelmiyor ve ucuz. Çünkü, büyük olasılıkla, pazarda daha fazla tek başına satılamayacağı düşünülen bir ürün ve büyük miktarlarda satılan bazı donanımlarla paketlenerek, hem reklam yapılıyor, hem de paketi yapan firmadan bir miktar daha gelir elde ediliyor. Ancak, esas dikkat edilmesi gereken konu, bir ürünün yanında ücretsiz veriliyor olması.

Yazılımın, kopyalanması kadar, üzerinde dikkat edilmesi gereken bir konu olduğu belirtiliyor. Çünkü, haksız bir kazanç söz konusu. Aynı ürünün O.E.M. olmayan versiyonunu da bulup alabilirsiniz. Bu durumda daha fazla bedel ödemeniz kaçınılmaz. Kime haksızlık yapılıyor bulalım. Yazılımı üreten firmaya mı, pazarlayan firmaya mı, O.E.M. olmayan versiyonu alan kullanıcıya mı?

Genel kabul görmüş bir sonuç var. Eğer, kopya yazılım kullanma oranı azalır, bu tür satışlar en aza indirilebilirse, son kullanıcılar, yazılımı daha ucuza temin edebilirler. Doğal olarak, bunun garantisi kimse veremez ama denersek ne kaybederiz.

* * * * *

“Outsourcing” – “Dış Kaynak Kullanımı” konusunda, bazı bilgileri size aktarmak istiyorum. Biliyorsunuz, kurultayda bu konuda bir çalışma grubu düzenlendi. Çalışma grubundan ilginç noktaları size önümüzdeki haftalarda aktaracağım.

Şirketlerin, kendi bünyelerinde gerçekleştirdikleri operasyonları, uzman bilgi ve iş gücünü, firma dışından kaynak kullanarak temin etmelerine “Outsourcing” veya “Dış Kaynak Kullanımı” demekteyiz.

Bu hizmeti temin edip, maliyetleri aşağıya çekmeye uğraşırken ve daha profesyonel hizmet almayı hedeflemişken, dış kaynak temin edilen şirketin, tanımlanan işi yeterince yapamayacağının ortaya çıkmaması için, dikkat etmemiz gereken nokta, şirket seçimine verilmesi gereken önemden geçmektedir.

* * * * *

Galiba, O.E.M. satışları ile ilgili Henry Ford’un aktardığı olayı düşünmemiz gerekecek.

Olay, İkinci Dünya Savaşında, İngiliz Avam Kamarası’nda geçmekte. Bir milletvekili, elindeki portakalı, Başbakan yardımcısı Atlee’ye gösterek; “Bunu karaborsadan aldım.” der.

Atlee’nin cevabı; “Bir memlekette karaborsadan mal alan insanlar bulundukça, karaborsa vardır.”

Bu cümleyi, çevremizdeki ne kadar çok konuya uyarlayabileceğimizi düşünün. Çok şaşıracağınıza eminim.

BT/Haber ‘Harman’ köşesinde 26.9.1995 ‘de yayınlanmıştır.

Filed under : BT/Haber Yazıları | Comments Off on O.E.M.
Sep 19 1995

Roller Değişiyor

Posted by

Belki farkındasınız, yine de ben bir kez daha hatırlatayım dedim. Geçtiğimiz günlerde, yani 8 Eylül 1995’te “Tüketiciyi Koruma Kanunu” yürürlüğe girdi.

Bu hafta, elimizdeki bazı bilgilerden, bilgi teknolojisi sektörünü nasıl etkileri irdelemeye çalışalım. Şunu da, biliyorum ki, önümüzdeki günlerde, bu konuda sektördeki yayın organlarının da çalışacağı kaçınılmaz.

Tüketicinin satın aldığı maldan memnuniyetsizliğini bildirmesi durumunda, satılan malın geri alınacağı belirtiliyor.

Ancak, bilgi teknolojisi sektörüne bir göz attığımızda, özellikle yazılım satışlarında, pazarda gördüğümüz ücretsiz eğitim hizmetlerinin verilmesi durumunda, harcanan zamanın nasıl telafi edileceğini düşünmekten kendimi alamıyorum.

Garanti süresinin çalışması da bir diğer konu. Donanım kısmında, pek çok firmanın uyguladığını biliyoruz. Ancak, yazılımda neyin ücretli, neyin ücretsiz olduğu, garantinin ne zaman başlayıp, ne zaman bittiği çok zor tespit edilecek bir konu.

Tüketim malzemelerinde uygulandığını tahmin ediyorum. Geçenlerde, şirkete satın aldığımız yazıcı toner’i biraz kullanımdan sonra akıtmaya başladığında, satıcı firmanın hiç güçlük çıkarmadan, hemen yenisi ile değiştirmesi, bende bu kanıyı uyandırdı.

Görünen o ki, çok yakında, bilgi teknolojisi sektöründe yer alan şirketlerin, garanti belgelerinde, lisans anlaşmalarında değişiklikler olacak. Yabancı yazılımları nasıl etkileyeceğini, zaman gösterecek.

Bir mağazada duvarda gördüğüm yazıyı da size aktarayım. Yazıya göre “Satılan, kitap ve yazılımlar geri alınmaz.” Sanki, müşterilerin tümü potansiyel kopya program kullanıcıları veya fotokopi kitap okuyanlar. Yurt dışında, pek çok firma, bu konuda, belli bir süre içerisinde ödenen bedelin tamamını geri vererek ürünü geri almayı kabul ediyor. Bizim kullanıcılarımızın henüz bu seviyede olmadığını söylemeyin. Kullanıcıların büyük bir kısmı, sektördeki bazı kişilerden daha bilinçli.

Tüketiciyi koruma yasası ile ilgili, hangi şirketin ne tür bir çalışma içinde olduğunu çok merak ediyorum.

* * * * *

Bu yazıyı büyük ihtimalle, kurultayın ilk günü okumaktasınız.

Kurultay’da izleyeceğim bir çalışma grubundan bahsederek, sizleri de davet etmek istiyorum. 29 Eylül günü, 10:00-12:45 arasında Sinan Oymacı’nın “Outsourcing – Dış Kaynak Kullanımı” konulu oturumunda, konu enine boyuna, sektörden kişiler tarafından değerlendirilecek. Hepinizi bekliyorum.

* * * * *

Bağımsız bilgi teknolojisi danışmanlığı yapan bir şirket olduğumuz için, danışmanlık ücretleri konusunda bazı konuşmalar geçtiğinde aklıma gelen bir anektodu aktarmak istiyorum.

Bir kişi, lokantada otururken, Picasso’yu görür ve yanına giderek; “Peçetenin üzerine birşeyler çizebilirmisiniz, bedeli ne ise ödemeye hazırım” der.

Picasso, resmi çizer ve kişiye, “Bedelinin on bin Amerikan Doları” olduğunu belirtir.

Kişinin reaksiyonu; “Ama siz bu resmi otuz saniyede yaptınız.” olur.

Picasso’nun yanıtı; “Hayır, bunu otuz saniyede yapabilmek, benim kırk yılımı aldı.”

Bu söz çok hoşuma gidiyor. Verdiğimiz hizmet ve/veya bilgi karşılığında ücret almıyor dahi olsak, bunun şirketinize maliyetinin hem müşteri, hem de çalışanlar tarafından bilinmesinde yarar var.

Ancak, bu, otobüsün peşinden giderek 10 lira kazandığını söyleyen çocuğa, babasının söylediği, o zaman taksinin peşinden gitseydin 50 lira kazanırdın diyen adamın öyküsüne benzemesin. Sonuçta kendinizi, ücret alsaydınız, ne kadar zengin olabileceğinizi, herkese anlatırken bulabilirsiniz.

BT/Haber ‘Harman’ köşesinde 19.9.1995 ‘de yayınlanmıştır.

Filed under : BT/Haber Yazıları | Comments Off on Roller Değişiyor
Sep 12 1995

Sabır, İnat, Umut

Posted by

Bu üç kelime, Türkiye’den on-line olarak internet kullanmaya çalışan kişilerin, sahip olmaları gereken nitelikleri belirtiyor. Sabırlı olmalılar, inatçı olmalılar ve hiç bir zaman umutlarını yitirmemeliler.

Niçin bunu yazmak zorunda kaldığımı biraz açıklayayım. Yaklaşık on gündür, siz bu yazıyı okuduğunuzda onbeş gün olacak, ikiyüzelli kilobyte civarında bir dosyayı, yurt dışından “ftp” aracılığı ile getirmeye uğraşıyorum. Henüz başarılı olamadım.

Ancak, sabırlı olduğum, inatçı olduğum söylenir. Ümidimi de yitirmiş değilim demeyi çok isterdim.

Aklıma gelebilecek her metodu deniyorum. Son günlerde denediğim metod,  günün çeşitli saatlerinde çalışmak. Belki boş bir anını yakalarım diye ümit ediyorum. Ancak, son ümidim olan, gece yarısından sonra rahatlar, işimi halledebilirim de, dün akşam suya düştü. Gece yarısından sonra dahi, dosyayı yurt dışından almakta, başarılı olamadım.

Sistemin yavaşlığını sadece Türkiye tarafında aramak çok doğru değil. Yurt dışında da benzer şikayetler var. Dört milyon’un üzerinde hizmet verici bilgisayar sisteminin olduğu bir ağın içerisinde, gerekli sürati sağlayamayan sistemlerle karşılaşmanız olası. Zaman içerisinde nasıl düzeltileceğini merak ediyorum.

Özellikle, grafik ortamlarla çalışıyorsanız, bir ahbabımın dediği gibi, “Ekranlar arasında geçiş bu kadar yavaş olduktan sonra, hiç kullanmam diyebilirsiniz.”

Yine de, başlıkta yazdığım gibi, sabır ve inat sizde mevcutsa, her zaman kullanırsınız. Kızdığınız anlar da olabilir ancak bir gün düzeleceği ümidi içinizde yaşadıkça, kullanmaya devam edersiniz.

* * * * *

Oracle’ın geçtiğimiz hafta, “Workgroups 2000” dağıtıcıları Link ve Logo’nun yeni kuracakları şirketleri ile birlikte, uygulanacak satış politikalarını ve ürünlerin niteliklerini aktardığı toplantı, başarılı idi. Bu toplantının, biraz daha genişletilerek, kullanıcılara da yapılmasında yarar var. Özet bilginin verilmesi ile kullanıcılar, bu ürünleri niçin kullanacaklarını, hangi ürünü ne zaman alacaklarını anlayabilirler. Oracle’ın öncülüğünde, Link’te Logo’da ayrı ayrı düzenleyebilecekleri gibi, bir arada da organize edebilirler.

* * * * *

Önümüzdeki hafta, Bilişim Kurultay’ı başlayacak. Herhalde gelmemeyi düşünmüyorsunuz. Çok güzel bir program hazırlanmış durumda. Özellikle, açılış konuşmacıları, özenle belirlenmiş ve kesinlikle kaçırılmaması gereken kişiler.

Diğer günlerde de, çok değerli kişilerin sunuları var. Şimdiden hangilerini izleyeceğinizi belirleyip, programınızı yapın. Kesinlikle izlemeliyim diyeceğiniz sunuları bulacağınızdan hiç kuşkum yok.

Ayrıca, 29 Eylül günü, 10:00-12:45 arasında “Outsourcing – Dış Kaynak Kullanımı” konulu çalışma grubu gerçekleşecek. Bu konu enine boyuna, sektörden kişiler tarafından değerlendirilecek ve görüşler bildirilecek. Hepinizi bekliyorum.

* * * * *

Geçtiğimiz senelerde okuduğum bir kitap elime tekrar geçti. Şöyle bir göz atınca, çok keyiflendim ve sizlere de önermeliyim dedim. Kitabın adı; “Harvard İşletme Okulu’nda Öğretilmeyenler”, yazarı, Mark H. McCormack, Bu kitabı ilk olarak duyduğumda elde etmek için ne kadar uğraştığımı hatırladım. Kitap Cenajans tarafından, Türkçeleştirilip, dağıtılıyordu. Şimdi, hafızam beni yanıltmıyorsa, kitapçılarda da satılıyor. Bu kitaptan aldığım, yazarın başından geçen bir olayı, özetleyerek, aktarmak istiyorum.

Bir kaç yıl önce, Rolex saatlerinin yönetim kurulu başkanı, Andre Heineger ile yemek yiyorduk. Bir dostu masamıza gelerek “Saat işi nasıl gidiyor” diye sordu.

Heineger, “Hiç fikrim yok” diyerek yanıt verdi.

Dostu buna güldü. Dünyanın en saygın saat üreticisi olan bir kuruluşun başkanı, kendi endüstri dalında ne olup bittiğini bilmediğini söylüyordu.

Ancak, Heineger bu sözleri çok ciddi olarak söylemişti. “Rolex, bir saat işi değildir” diye ekledi, “Biz lüks endüstrisindeyiz.”

Bilgisayar, lüks endüstrisi olmadığına göre, bilgi teknolojisi sektöründe neler olup bittiğini bilmek zorundayız. Kendimizi, çevremizden soyutlayamayız. Hele, bilgi teknolojisi sektöründe, asla.

BT/Haber ‘Harman’ köşesinde 12.9.1995 ‘de yayınlanmıştır.

Filed under : BT/Haber Yazıları | Comments Off on Sabır, İnat, Umut
Sep 05 1995

Yedi

Posted by

Geçtiğimiz hafta “Yedi” ‘den bahsedeceğimden söz etmiştim. Öncelikle, dilerseniz “Yedi” ‘nin sözlük anlamlarını şöyle bir inceleyelim. Endişe etmeyin, tabii ki, böyle bir şey yapmayacağım. “Yedi” ‘nin sözlük anlamının ne olduğunu hepimiz biliyoruz.

Bahsedeceğim “Yedi”, geçtiğimiz günlerde Amerika’da pazara sunulan bir bilgisayar oyununun CD adedi. Evet, yanlış okumadınız, Sierra şirketinin pazara sunduğu “Phantasmagoria” isimli oyun tam 7 CD’de geliyor. Program, Roberta Williams’ın idaresinde ortaya çıkarılmış.

Tesadüf bu ya, oyun Microsoft Windows ‘95 ile aynı tarihte piyasaya sürüldü. Bir başka ilginç tesadüfte, o gün Amerika’dan yola çıkan bir arkadaşın, kendisine ilettiğimiz siparişi alarak, ertesi gün bize getirmesi oldu.

Oyun’dan uzun uzun bahsederek, zamanınızı almak istemiyorum, ancak, internet ve Compuserve’de yaptığım mesaj taraması, programın, çok kolay olduğu ve kısa sürede bittiğini ifade eden mesajların çokluğunu gözler önüne serdi. Hemen hemen iki farklı grup oluşmuş durumda. Bir grup, çok iyi derken, diğer grup, korku filmi seyretmek için video kaset almayı tercih ederim diyor.

Yine de, müzikler ve görüntüler tek kelime ile, muhteşem. Korku temasının hakim olduğu bir “Interactive Movie”. Bu kelimeleri daha önce de duymuştunuz. Son zamanların popüler terimi “Etkileşimli Sinema” diyorum ben buna. Karakteri siz yönlendiriyorsunuz. İlerledikçe, müzik gerçekten büyülü bir atmosferle sizi sarıyor. “Enigma” grubunu dinlediyseniz, hemen hemen aynı tür müzikler yer alıyor. Eklenecek bir başka bilgi de, onyedi yaş ve üstüne satış yapılması.

Önümüzdeki dönemin programlarının daha da büyük içeriklerde olacağı kaçınılmaz. Bir noktayı daha belirtmekte fayda var. Niçin yedi CD olduğuna verilen cevap ilginç; “Belki de, program dört CD olarak ta, piyasaya sunulabilirdi. Ancak, kullanıcılar artık, programları sabit disklerine kurarak, yer kaybetmek istemiyorlar. Dolayısı ile, sabit olarak diskte saklanabilecek grafik ve müzikleri dahi, her CD’ye tekrar kaydetmek zorundaydık.” Bu sözleri dikkate almanızda fayda var.

* * * * *

Geçtiğimiz günlerin aktivitelerinden birisi Technology Group’un, Full Time Toptan Satış Mağazası’nın açılış toplantısı idi. Escort Bilgisayar ve Microsoft’un, mağazanın açılışına verdikleri destek, üst düzey kişilerin orada bulunması ile belli oluyordu. Değişik bir konsepti denemeye çalışan bu mağazanın elde edeceği ilerlemeyi, yakından gözlemek gerekiyor.

* * * * *

Geçtiğimiz hafta, Microsoft Network’un Amerika’daki fiyatlarından bahsetmiştim. Şimdide, Avrupa’daki bazı ülkelerde uygulanacak fiyatlarını size aktarayım. Almanya için, üyelik ücreti 14 Alman Markı, aylık iki saat 7.5 Alman Markı, Fransa için, üyelik ücreti 45 Frank, aylık iki saat 25 Frank, ıngiltere için, üyelik ücreti 5.99 Sterlin, aylık iki saat 3.25 Sterlin. Bu liste böyle uzayıp gidiyor. Bizi ilgilendirebileceğini düşündüğüm ücret ise, Türkiye’de uygulanabileceğini sandığım, “Diğer Avrupa Ülkeleri” kategorisi. Buna göre, üyelik ücreti 15 Amerikan Doları, aylık iki saat 10 Amerikan Doları.

Kanımca, Türkiye’de eğer Amerikan Doları olarak ücretlendirme uygulanırsa, bu kullanılır. Türk Lirası uygulanırsa ne olur, tahminlerinizi bekliyorum. Benim tahminim; Beşyüzbin Lira katılım ücreti, aylık iki saat için üçyüzbin Türk Lirası.

* * * * *

Söylemek istediğim bir başka şey de; henüz yıl sonuna çok olmasına rağmen, “Yılın Esprisi” için bir liste düzenliyorum. Bilgi Teknolojisi sektörü ile ilgili, “Yılın Esprisi” konusundaki fikirlerinizi lütfen bana iletin. Bunun sonucunda neler olacağı hiç belli olmaz, hatta “Yılın Esprisi” yapıldığında, sürpriz birşeyler olacağını belirten kişilere de, söylediklerini yerine getirme fırsatı verir.

* * * * *

Haftayı, Bernard Shaw’un bir sözü ile kapatalım. “Bu dünyada başarıya ulaşan insanlar, istedikleri şartları yakalayan insanlardır. Eğer onları bulamazlarsa, kendileri yaparlar.”

BT/Haber ‘Harman’ köşesinde 5.9.1995 ‘de yayınlanmıştır.

Filed under : BT/Haber Yazıları | Comments Off on Yedi